Toplam ziyaretçi: —
UBEYDULLAH ARSLANİSLAM DAVETÇİSİYouTube

KUR’AN VE SÜNNET, SELEFİN ANLAYIŞIYLA

Hikmetle ve güzel öğütle davet et

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel şekilde mücadele et.”

Nahl 16/125

İlmî Makaleler

Tevhid: İnsanın Yaratılış Gayesi ve Kulluğun Temeli

Tevhid, Allah’ı rabliğinde, ibadette ve isim ve sıfatlarında birlemektir. Yaratılış gayesi, ibadette ihlâs ve tevhidin günlük hayattaki karşılığı üzerine bir makale.

1 / 8

PDF Kütüphanesi

1 / 20

Yayımlanmış Kitaplarım

Yeni Başlayanlar İçin Akîde–Fıkıh–Siyer kitap kapağı

Soru ve Cevaplarla

Yeni Başlayanlar İçin Akîde–Fıkıh–Siyer

Ubeydullah Arslan
Müslüman Ebeveynin El Kitabı kitap kapağı

Çocuk Terbiyesi

Müslüman Ebeveynin El Kitabı

Ubeydullah Arslan
Sahih Akîde kitap kapağı

Soru ve Cevaplarla

Sahih Akîde

Ubeydullah Arslan

Ses Kayıtları

Cuma Hutbeleri

Cuma Hutbesi: Muayyen Tekfirde Nebevî Ölçü

14 dakika 50 saniye · M4A · 14,5 MB

Cuma Hutbesi: Dinde 4 VACİP

18 dakika 48 saniye · MP3

Cuma Hutbesi: 3 Mesele

19 dakika 22 saniye · MP3

Cuma Hutbesi: 5 Maddede Nefis Tezkiyesi

18 dakika 26 saniye · MP3

Cuma Hutbesi: Dinde En Hayati 5 İlke

18 dakika 33 saniye · MP3

Cuma Hutbesi: Resûlüllah’a İttiba

17 dakika 51 saniye · MP3

Cuma Hutbesi: Ya Hayır Söyle Ya Sus

15 dakika 45 saniye · MP3

Cuma Hutbesi: Gençlere 6 Tavsiye

17 dakika 36 saniye · MP3

Cuma Hutbesi: Tevhidi İşte Böyle Buldular

16 dakika 38 saniye · MP3

Cuma Hutbesi: İyyâke Nabudu

12 dakika 45 saniye · MP3

Cuma Hutbesi: Resûlüllah’tan Tevhid Hatıraları

17 dakika 35 saniye · MP3

Cuma Hutbesi: Taif Günü

13 dakika 43 saniye · MP3
1 / 12

Afişler

1 / 24

YouTube Videoları

1 / 5

ÖĞRENMEYE DEVAM ET

İlim ve Davet

100 SORU | 100 CEVAPAKÎDE

1. Tevhid nedir?

Allah’ı rubûbiyyetinde, ulûhiyyetinde ve isim-sıfatlarında birlemektir.

1 / 100

100 SORU | 100 CEVAPFIKIH: TAHARET

1. Tahâret nedir?

CEVAP: Tahâret; hadesi kaldırmak ve ibadete engel olan necaseti gidermektir. DELİL: “Allah çokça tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.” Bakara, 222.

1 / 100

100 SORU | 100 CEVAPSELEFİN MENHECİ

1. Selef kimdir?

CEVAP: Selef; ümmetin ilk ve faziletli nesilleri olan sahâbe, tâbiîn ve tebe-i tâbiîndir. DELİL: “İnsanların en hayırlıları benim asrımdakiler, sonra onları takip edenler, sonra onları takip edenlerdir.” Buhârî, 2652; Müslim, 2533.

1 / 100

100 ÂLİMDEN SELEFİN İTİKADINA ÖVGÜLER

1. ABDULLAH B. MES'ÛD

“Kim bir yol tutacaksa, ölmüş olanların yolunu tutsun. Onlar Muhammed'in ﷺ ashâbıdır. Bu ümmetin kalpleri en temiz, ilimleri en derin olanlarıydı.” KAYNAK: İbn Abdilberr, Câmi'u Beyâni'l-İlm ve Fadlih, sahâbeye ittibâ bölümü; İbn Kayyim, İ'lâmü'l-Muvakkıîn.

1 / 100

SELEF’TEN ÖĞÜTLER

1 / 20

100 KONU | 100 ÂYET | 100 HADİS

1. TEVHİD – İBADETİ YALNIZ ALLAH’A TAHSİS ETMEK

Âyet: “Rabbin, yalnız Kendisine ibadet etmenizi emretti.” İsrâ, 17/23

Hadis: “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, O’na ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır.” Buhârî, 2856; Müslim, 30

1 / 100

SELEFİN İTİKADINDAN 100 TEMEL KAVRAM

TEVHİD

Allah'ı kendisine mahsus haklarda birlemektir.

1 / 100

KUR’AN VE SÜNNETİ ANLAMADA SELEFE AYKIRI 100 SÖZ

1. “Kur’an yeter; Sünnete ihtiyaç yok.”

1 / 100

Sizden Gelenler

Yayımlanan Yorum ve Sorular

Ubeydullah Arslan
HAKKINDA

Ubeydullah Arslan

İslam Davetçisi

Kur’an ve sahih Sünneti, selefin anlayışıyla öğrenmeye ve anlatmaya yönelik ilmî ve davet çalışmalarını bu sitede bir araya getirmektedir.

Eğitim

İslamabad Uluslararası İslam Üniversitesi, Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi mezunudur.

Menhec

Selefî menhec üzere; Kur’an ve sahih Sünneti, ilk nesillerin anlayışı ışığında esas almaktadır.

Çalışma alanları

Tevhid, akîde, fıkıh ve davet alanlarında çalışmalar yapmaktadır. İlmî makaleler, PDF kitapçıklar, eğitim afişleri ve sesli dersler bu çalışmaların başlıca paylaşım biçimleridir.

UBEYDULLAH ARSLAN İSLAM DAVETÇİSİ

Tüm MP3 Kayıtları

Tüm Videolar

İlmî Makaleler

KUR’AN VE SÜNNETİ ANLAMADA SELEFE AYKIRI 100 SÖZ

  1. “Kur’an yeter; Sünnete ihtiyaç yok.”
  2. “Sahih olsa bile bu hadisi çağımızda kabul edemeyiz.”
  3. “Hadis aklıma yatmıyorsa almam.”
  4. “Hadisler tarihsel malzemedir; bugün bağlayıcı değildir.”
  5. “Kur’an’ı anlamak için Sünnete ihtiyaç yoktur.”
  6. “Resûlün açıklamaları yalnızca kendi dönemi içindi.”
  7. “Sahih hadis bugünün değerlerine aykırıysa yeniden yorumlanmalıdır.”
  8. “Hadisin sahih olması yetmez; çağdaş insanın kabullerine de uygun olmalıdır.”
  9. “Hadis âlimlerinin sıhhat değerlendirmelerinin bugün ilmî bir değeri yoktur.”
  10. “Sünnet dinin bağlayıcı hüccetlerinden değildir.”

FEHMÜ’S-SELEF VE İLK NESİLLER

  1. “Kur’an’ı sahâbenin nasıl anladığı beni bağlamaz.”
  2. “Onlar insandı, biz de insanız; dinî metni anlamada aramızda hiçbir fark yoktur.”
  3. “Selefin anlayışına müracaat etmeye gerek yoktur.”
  4. “İlk üç neslin dinin anlaşılmasında özel bir ilmî değeri yoktur.”
  5. “Tâbiînin tefsiri bugünkü herhangi bir yorumdan daha değerli değildir.”
  6. “Sahâbenin bir ayeti nasıl anladığını araştırmaya gerek yoktur.”
  7. “Müminlerin yolu diye ayrıca dikkate alınması gereken bir ölçü yoktur.”
  8. “Selef yalnızca tarihî bir dönemdir; ilmî bir menhec ifade etmez.”
  9. “İlk nesillerin vahye yakınlığı, nassın anlaşılmasında herhangi bir üstünlük sağlamaz.”
  10. “Bugünün insanı Kur’an’ı sahâbeden daha doğru anlayabilir; onların açıklamalarına ihtiyacımız yoktur.”

AKIL VE VAHİY

  1. “Aklım kabul etmiyorsa nassı zahiri üzere kabul etmem.”
  2. “Akıl ile sahih nakil çatıştığında her durumda akıl tercih edilir.”
  3. “Gaybî meseleler çağdaş akla uygun hâle getirilmelidir.”
  4. “Modern insanın kabul edemediği dinî hükümler yeniden yorumlanmalıdır.”
  5. “Bugünkü insanın değerleri nassın nasıl anlaşılacağını belirlemelidir.”
  6. “Vahyin kabul edilebilirliği çağdaş düşünceyle uyumuna bağlıdır.”
  7. “Aklî olarak açıklayamadığım gayb haberini kabul etmem.”
  8. “Modern bilim doğrulamıyorsa gaybî nassı kabul edemeyiz.”
  9. “İnsan aklı, sahih naklin üzerinde nihai hakemdir.”
  10. “Nass çağımızın düşüncesine uygun değilse problem nasstadır.”

ALLAH’IN İSİM VE SIFATLARI

  1. “Allah’ın sıfatlarını nasslarda geldiği şekilde isbât etmek teşbihtir.”
  2. “Sıfat nasslarının zahir delâletlerini kabul etmek mümkün değildir.”
  3. “Allah’ın haber verdiği sıfatların hakiki bir manası yoktur.”
  4. “Sıfatların tamamını mecaza çevirmek gerekir.”
  5. “Sıfat nasslarını Selefin anladığı şekilde anlamak artık geçerli değildir.”
  6. “Akıl bir sıfatı uygun görmüyorsa nass mutlaka te’vil edilmelidir.”
  7. “Sıfatı isbât etmek zorunlu olarak teşbih doğurur.”
  8. “Allah’ı tenzih etmek için nassın isbât ettiği sıfatları nefyetmek gerekir.”
  9. “Sıfatlar konusunda sahâbenin ve ilk imamların yöntemi bugün belirleyici değildir.”
  10. “Önce Allah hakkında aklî esaslarımızı belirler, sonra sıfat nasslarını bunlara göre yorumlarız.”

TE’VİL VE NASSI ANLAMA USÛLÜ

  1. “Nassın zahir delâletinden ayrılmak için ayrıca delile ihtiyaç yoktur.”
  2. “Çağın şartları tek başına nassın anlamını değiştirebilir.”
  3. “Bir ayete Selefin bilmediği tamamen yeni bir anlam vermek için dil veya nakil deliline ihtiyaç yoktur.”
  4. “Metnin ne dediğinden çok okuyucunun ondan ne anladığı önemlidir.”
  5. “Herkesin Kur’an yorumu kendisi için doğrudur.”
  6. “Dinî metnin belirlenebilir ve sabit bir anlamından söz edilemez.”
  7. “Arap dilinin vahyin ilk dönemindeki kullanımı bugünkü yorum için önemli değildir.”
  8. “Siyak ve sibaka bağlı kalmadan ayetten istediğimiz yeni anlamları çıkarabiliriz.”
  9. “Önce çağın ihtiyacını belirler, sonra nassı buna uygun yorumlarız.”
  10. “Nassın anlamını tespit ederken ilk muhatapların anlayışını araştırmaya gerek yoktur.”

DÖRT MÜCTEHİD İMAM VE ULEMÂYA BAKIŞ

  1. “Dört müctehid imamın usûlü bugün bizi ilgilendirmez.”
  2. “Geçmiş âlimlerin görüşlerinin bugün ilmî bir değeri yoktur.”
  3. “Bir âlimden görüşüme benzeyen tek bir söz bulmam, benim görüşümün onun menhecine dayandığını ispatlar.”
  4. “Bir âlimin sözünün hangi bağlamda söylendiğine bakmaya gerek yoktur.”
  5. “Bir imamın tek bir görüşü onun bütün menhecini temsil eder.”
  6. “Mezhep imamlarının delil ve istidlâl yöntemini araştırmaya gerek yoktur.”
  7. “Erken dönem kaynaklarına ihtiyaç yok; çağdaş yorumlar bize yeterlidir.”
  8. “Klasik âlimlerin bir nassı nasıl anladığının günümüzde hiçbir önemi yoktur.”
  9. “Bir meselede icmâ nakledilmiş olsa bile onu araştırmaya gerek yoktur.”
  10. “Önce kendi görüşümü belirler, sonra geçmiş âlimlerden onu destekleyecek sözler ararım.”

SÜNNET, İTTİBÂ VE BİD‘AT

  1. “Dinde güzel gördüğümüz her yeni ibadet meşrudur.”
  2. “İbadetlerde delil aramaya gerek yoktur; niyet güzel olsun yeter.”
  3. “Resûlullah’ın ﷺ ve sahâbenin bir ibadeti yapmamış olmasının hiçbir ilmî anlamı yoktur.”
  4. “Yasaklandığına dair özel bir delil bulunmayan her yeni ibadet şekli insanlara din olarak tavsiye edilebilir.”
  5. “Bid‘at kavramını artık kullanmaya gerek yoktur.”
  6. “İbadetin şeklini, sayısını ve zamanını insanlar diledikleri gibi belirleyebilir.”
  7. “Sünnette bulunmayan düzenli bir ibadet biçimini din adına oluşturmakta sakınca yoktur.”
  8. “Çok sayıda insanın yapması bir ibadetin meşru olduğunun delilidir.”
  9. “Güzel niyet, amelin Sünnete uygun olmasından daha önemlidir.”
  10. “İttibâdan ziyade kişinin manevî tecrübesi esastır.”

TAKLİD, ŞAHISÇILIK VE DELİL

  1. “Şeyhim söylediyse delile bakmam.”
  2. “Bizim hocamız hata etmez.”
  3. “Bizim grubumuzun görüşü hak ile bâtılı ayıran ölçüdür.”
  4. “Bir görüşü kimin söylediği, o görüşün delilinden daha önemlidir.”
  5. “Sahih delil imamımın görüşüne aykırıysa delili bırakırım.”
  6. “Bir âlimin bütün görüşlerini sorgulamadan kabul etmek gerekir.”
  7. “Hakkı delille değil, kişilere bakarak tanırız.”
  8. “Bizden olmayan birinin doğru söylemesi mümkün değildir.”
  9. “Muhalifimizin deliline bakmaya gerek yoktur.”
  10. “Bir kişinin itibarı, söylediği sözün doğru olduğuna tek başına delildir.”

HİZİPÇİLİK VE MENHEC

  1. “Bizim gruba girmeyen doğru menhec üzerinde olamaz.”
  2. “Bizim cemaate mensup olmak hak üzerinde bulunmanın ölçüsüdür.”
  3. “Bizim hocamızı eleştiren kim olursa olsun düşmandır.”
  4. “Bizim çevremizden olmayan âlimlerden ilim alınmaz.”
  5. “Bir Müslümanın hangi gruba mensup olduğu, ortaya koyduğu delilden daha önemlidir.”
  6. “Bizim çevremizdeki herkes güvenilirdir; dışarıdakilere ise peşinen şüpheyle bakılır.”
  7. “Meşru ictihad ihtilafında bize muhalefet eden kişi menhec dışıdır.”
  8. “Her fıkhî ihtilaf aynı zamanda akîde ve menhec ayrılığıdır.”
  9. “Hak bizim çevremizin sahip olduğu şeydir; dışarıda aranmaz.”
  10. “Selefe nispet ilmî bir menhec olmaktan çok grup aidiyetidir.”

İLMÎ AHLAK, TAHLİL VE TAHAKKUK

  1. “Muhalifin sözünden ne kastettiğini araştırmaya gerek yoktur.”
  2. “Bir kişinin tek bir cümlesini bulduysam bütün menheci hakkında hüküm verebilirim.”
  3. “Bir sözün gerçekten o âlime ait olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur.”
  4. “Bir âlime nispet edilen söz internette yaygınsa mutlaka doğrudur.”
  5. “Bağlamından koparılmış tek bir video kesiti kişinin bütün düşüncesini göstermeye yeterlidir.”
  6. “Muhalifin en problemli cümlesini alıp onun bütün düşüncesi olarak sunabiliriz.”
  7. “Hata eden herkes aynı derecede bid‘at ehlidir.”
  8. “Bir meselede hata eden kişinin bütün ilmî mirası terk edilmelidir.”
  9. “İctihad hatasıyla temel usûl ayrılığı arasında ayrım yapmaya gerek yoktur.”
  10. “Bir kimsenin Selefin menhecinde olup olmadığını anlamak için genel usûlüne, delillerine ve sözlerinin bağlamına bakmaya gerek yoktur; tek bir sözü yeterlidir.”

SON ÖLÇÜ

Bu 100 sözün maksadı insanları tek tek etiketlemek değil, dinin anlaşılmasında usûlün nerede bozulmaya başladığını fark etmektir.

Bir kişinin Selefin menhecine uygunluğu veya ondan uzaklığı; tek bir kelime, tek bir hata, tek bir fetva yahut bağlamından koparılmış tek bir video üzerinden belirlenmez. Kur’an ve sahih Sünnete yaklaşımı, Fehmü’s-Selefe bakışı, delil karşısındaki tavrı, akıl-vahiy ilişkisini nasıl kurduğu, ittibâ ve bid‘at anlayışı ve bütün bunlarda takip ettiği genel usûl birlikte değerlendirilmelidir.

Hata başka, yerleşmiş usûl başka; dil sürçmesi başka, bilinçli menhec başka; fer‘î ictihad ihtilafı başka, temel usûl ayrılığı başkadır.

İlmî Makaleler

TEVHİD: İNSANIN YARATILIŞ GAYESİ VE KULLUĞUN TEMELİ

Kur’ân ve Sahih Sünnet Çerçevesinde Tevhidin Mahiyeti, Kısımları ve Kulluğa Yansıması

Öz

Tevhid, İslâm akîdesinin merkezini teşkil eden, bütün peygamberlerin davetinin ortak esasını oluşturan ve insanın yaratılış gayesini belirleyen temel ilkedir. Kur’ân-ı Kerîm insanın yaratılış maksadını Allah’a kulluk etmek şeklinde açıklamakta; sahih Sünnet ise Allah’ın kulları üzerindeki hakkını, yalnız O’na ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaları olarak bildirmektedir. Bu sebeple tevhid, yalnızca Allah’ın varlığının veya kâinatın yaratıcısı olduğunun kabul edilmesinden ibaret olmayıp Allah’ın rubûbiyyetinde, ibadette ve isim ve sıfatlarında birlenmesini ifade eden kapsamlı bir akîde esasıdır.

Bu çalışmada tevhidin kavramsal çerçevesi Kur’ân, sahih Sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları doğrultusunda incelenmektedir. Öncelikle insanın yaratılış gayesi ile tevhid arasındaki ilişki ele alınmakta; ardından rubûbiyyet, ulûhiyyet ve isim-sıfat tevhidinin mahiyeti açıklanmaktadır. “Lâ ilâhe illallah”ın nefy ve ispat boyutu, rubûbiyyeti ikrar etmenin tek başına yeterli olup olmadığı, şirk ile tevhid arasındaki karşıtlık, ihlâs ile sünnete ittibânın sahih kulluktaki yeri ve tevhidin günlük hayata yansıması ayrıca değerlendirilmektedir. Böylece tevhidin yalnızca teorik bir akîde konusu olmadığı; insanın varlık gayesini, ibadetlerini, niyetini ve bütün kulluk hayatını belirleyen temel ilke olduğu ortaya konulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Tevhid, rubûbiyyet, ulûhiyyet, isim ve sıfatlar, ibadet, şirk, ihlâs, sünnet, ittibâ, kulluk.


Giriş

İslâm düşüncesinde tevhid, diğer itikadî meseleler arasında herhangi bir başlık değil, bütün inanç ve kulluk sisteminin üzerine bina edildiği temel esastır. Kur’ân’ın peygamberler tarihini anlatırken sürekli olarak tevhid davetini merkeze yerleştirmesi, bu ilkenin yalnızca teorik bir Allah tasavvurunu değil, insanın varoluş gayesini ve kulluk yönelişini belirlediğini göstermektedir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
(Zâriyât 51:56)

Âyet, insanın yaratılışını kulluk kavramıyla ilişkilendirmekte ve böylece insan hayatının nihai gayesini Allah’a yönelen ubûdiyyet içerisinde belirlemektedir. Bu kulluğun özü ise ibadetin yalnız Allah’a tahsis edilmesidir. Dolayısıyla tevhid, insanın niçin yaratıldığı sorusuyla doğrudan ilişkili bir akîde meselesidir.[1]

Muâz b. Cebel radıyallahu anhın rivayet ettiği hadiste Resûlullah ﷺ Allah’ın kulları üzerindeki hakkını şöyle açıklamıştır:

“Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, O’na ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır.”
(Buhârî 7373)

Kur’ân ve Sünnet’in bu iki temel nassı birlikte değerlendirildiğinde, yaratılış gayesi ile tevhid arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu görülmektedir. İnsan Allah’a kulluk etmek üzere yaratılmış; bu kulluğun sahih olmasının temel şartı ise ibadetin yalnız Allah’a yöneltilmesi olarak belirlenmiştir.

Bu sebeple tevhid, yalnızca “Allah vardır” şeklindeki ontolojik bir kabul veya “Kâinatı Allah yaratmıştır” şeklindeki rubûbiyyet ikrarıyla sınırlandırılamaz. Tevhid; Allah’ın yaratma ve yönetmedeki eşsizliğini kabul etmeyi, ibadeti yalnız O’na tahsis etmeyi ve Allah’ı Kur’ân ve sahih Sünnet’te kendisini tanıttığı isim ve sıfatlarla tanımayı birlikte ihtiva etmektedir.

Bu çalışma, tevhidin söz konusu bütünlüğünü ortaya koymayı ve bu akîdevî ilkenin insanın ibadet ve günlük hayatındaki karşılığını incelemeyi amaçlamaktadır.

1. Tevhidin Kavramsal Çerçevesi

“Tevhid” kelimesi Arapçada bir şeyi birlemek, tek kabul etmek ve bir olduğuna hükmetmek anlamındaki “vahhade” fiilinden türemektedir. Şer‘î kullanımda ise Allah’ı kendisine mahsus olan hususlarda birlemek anlamına gelir.

Bu tanım tevhidin yalnızca sayısal anlamda “Allah birdir” demekten daha geniş olduğunu göstermektedir. Allah’ın birlenmesi, O’nun rubûbiyyetinde eşsiz olduğunun kabul edilmesini, ibadetin yalnız O’na tahsis edilmesini ve isim-sıfatlarında herhangi bir yaratılmışa benzetilmemesini kapsamaktadır.[2]

Kur’ân’da “tevhid üç kısımdır” şeklinde lafzî bir ifade bulunmamakla birlikte âlimler Kur’ân ve Sünnet naslarını istikrâ yoluyla inceleyerek tevhidle ilgili nasların üç temel alanda toplandığını açıklamışlardır: rubûbiyyet tevhidi, ulûhiyyet tevhidi ve isim-sıfat tevhidi.

Bu tasnif üç ayrı ve birbirinden bağımsız tevhid ortaya koymamaktadır. Aksine tek olan tevhid hakikatinin naslarda açıklanan farklı yönlerini sistematik biçimde ifade etmektedir.[3]

2. Rubûbiyyet Tevhidi: Yaratma ve Yönetmede Allah’ı Birlemek

Rubûbiyyet tevhidi, Allah’ın yaratma, rızık verme, yaşatma, öldürme, sahip olma ve kâinatı idare etme gibi rubûbiyyete mahsus fiillerinde tek olduğuna iman etmektir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Allah her şeyin yaratıcısıdır.”
(Zümer 39:62)

Başka bir âyette:

“Dikkat edin! Yaratmak da emretmek de O’na aittir.”
(A‘râf 7:54)

buyurulmaktadır.

Rubûbiyyet tevhidi, varlık âleminin birbirinden bağımsız güç merkezlerinin idaresinde bulunmadığını ifade eder. Sebepler mevcut olmakla birlikte onları yaratan, onlara tesir imkânı veren ve bütün kâinat üzerinde mutlak tasarruf sahibi olan Allah’tır.

Bununla birlikte Kur’ân, rubûbiyyeti kabul etmenin tek başına peygamberlerin davet ettiği tevhidin tamamını gerçekleştirmediğini de göstermektedir.

Nitekim Allah Teâlâ Mekke müşrikleri hakkında:

“Andolsun, onlara ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan mutlaka ‘Allah’ derler.”
(Lokmân 31:25)

buyurmaktadır.

Bu âyet, müşriklerin Allah’ın yaratıcılığını bütünüyle reddetmediklerini göstermektedir. Buna rağmen Kur’ân onların ibadet anlayışlarını reddetmiştir. Dolayısıyla rubûbiyyet ikrarının tabiî ve şer‘î sonucu, ibadetin de yalnız Allah’a tahsis edilmesidir.

3. Ulûhiyyet Tevhidi: İbadeti Yalnız Allah’a Tahsis Etmek

Ulûhiyyet tevhidi, ibadetin bütün çeşitlerinde Allah’ı birlemek anlamına gelir. Bu sebeple “ibadet tevhidi” olarak da ifade edilmektedir.

Namaz, dua, kurban, adak, tevekkül, Allah’a mahsus korku ve ümit gibi kulluk türlerinin yalnız Allah’a yöneltilmesi bu tevhidin temelini oluşturur.

Fâtiha sûresinde:

“Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.”
(Fâtiha 1:5)

buyurulmaktadır.

Âyetin cümle yapısında “sana” anlamındaki zamirin öne alınması, ibadetin tahsisini ifade etmektedir. Böylece kulluk yalnız Allah’a yöneltilmektedir.

Peygamberlerin kavimleriyle mücadelelerinin merkezinde de büyük ölçüde bu mesele bulunmaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun, her ümmete ‘Allah’a ibadet edin ve tâğuttan kaçının’ diye bir peygamber gönderdik.”
(Nahl 16:36)

Taberî âyetin tefsirinde peygamberlerin kavimlerini Allah’ı birlemeye, kulluğu yalnız O’na tahsis etmeye ve Allah’ın dışında ibadet edilenlerden uzaklaşmaya çağırdıklarını açıklamaktadır.[4]

Bu bakımdan ulûhiyyet tevhidi, rubûbiyyet bilgisinin kulluk hayatındaki zorunlu sonucudur: Yaratan yalnız Allah ise ibadete hak sahibi olan da yalnız O’dur.

4. İsim ve Sıfatlar Tevhidi: Allah’ı Kendisini Tanıttığı Şekilde Tanımak

Tevhidin üçüncü boyutu Allah’ın isim ve sıfatlarıyla ilgilidir. Ehl-i sünnet ve Selef akîdesinde temel ilke, Allah’ın kendisi için Kur’ân’da sabit kıldığı veya Resûlullah’ın ﷺ sahih Sünnet’te O’nun için sabit kıldığı isim ve sıfatları kabul etmektir.

Bu kabul, Allah’ın sıfatlarını yaratılmışların sıfatlarına benzetmek anlamına gelmez.

Kur’ân bu konuda iki esası aynı âyet içerisinde bir araya getirmektedir:

“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”
(Şûrâ 42:11)

Âyetin ilk bölümü Allah’ın yaratılmışlara benzetilmesini reddederken ikinci bölümü Allah için işitme ve görme sıfatlarını sabit kılmaktadır.

Dolayısıyla Selefî yaklaşımda temel yöntem, naslarda sabit olan sıfatları reddetmeden kabul etmek ve aynı zamanda bunları yaratılmışların sıfatlarına benzetmemektir.[5]

Bu çerçevede Allah’ın isim ve sıfatlarını bilmek yalnızca teorik bir kelâm tartışması değildir. Kulun Allah’a karşı korkusu, ümidi, sevgisi, tevekkülü ve duası, Rabbini doğru tanımasıyla doğrudan ilişkilidir.

5. “Lâ İlâhe İllallah”ın Akîdevî Delâleti

Kelime-i tevhid olan “Lâ ilâhe illallah”, tevhid akîdesinin en özlü ifadesidir. Bununla birlikte kelimenin anlamı yalnızca “Allah vardır” veya “Allah yaratıcıdır” şeklinde açıklanamaz.

Kelime iki temel unsur ihtiva etmektedir: nefy ve ispat.

“Lâ ilâhe” ifadesi Allah’ın dışında hak üzere ibadet edilen bütün ilâhları reddeder; “illallah” ifadesi ise hak üzere ibadeti yalnız Allah için sabit kılar.

Bu sebeple kelimenin anlamı:

“Allah’tan başka hak üzere ibadete layık hiçbir ilâh yoktur.”

şeklinde ifade edilmektedir.

İbn Useymîn, “Lâ ilâhe illallah”ın anlamını açıklarken “ilâh” kavramının ibadet edilen varlığı ifade ettiğini, dolayısıyla kelime-i tevhidin Allah’ın dışındaki bâtıl mabudları reddederek ibadeti yalnız Allah için sabit kıldığını belirtmektedir.[6]

Bu yapı Nahl sûresinin 36. âyetiyle de uyumludur. “Allah’a ibadet edin” emri ispatı; “tâğuttan kaçının” emri ise nefyi ifade etmektedir.

Buna göre tevhid yalnızca Allah’a inanmak değil, aynı zamanda kulluğun yönünü yalnız Allah’a çevirmektir.

6. Rubûbiyyeti İkrar Etmek Neden Tek Başına Yeterli Değildir?

Kur’ân’ın câhiliye müşrikleri hakkında verdiği bilgiler, tevhidin anlaşılmasında belirleyici öneme sahiptir.

Kur’ân onların gökleri ve yeri Allah’ın yarattığını kabul ettiklerini bildirmektedir. Buna rağmen aynı insanlar birtakım varlıkları Allah ile kendileri arasında aracı hâline getirmiş ve onlara ibadet yöneltmişlerdir.

Allah Teâlâ onların gerekçesini şöyle aktarmaktadır:

“Biz onlara ancak bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.”
(Zümer 39:3)

İbn Kesîr âyetin tefsirinde onların söz konusu varlıkları Allah katında kendilerine yakınlık ve şefaat sağlayacak aracılar olarak gördüklerini açıklamaktadır.[7]

Buradaki temel problem onların Allah’ı bütünüyle inkâr etmeleri değildir. Problem, Allah’ı Rab kabul etmekle beraber ibadette O’na ortaklar edinmeleridir.

Dolayısıyla Kur’ânî tevhid anlayışında rubûbiyyetin ikrarı, ulûhiyyetin gerçekleştirilmesini gerektirir.

Allah’ın yaratıcı olduğunu söylemek ile yalnız Allah’a kulluk etmek birbirinden koparılamaz.

7. Şirk: Tevhidin Karşıtı

Şirk, Allah’a mahsus olan bir hakkın başkasına verilmesi; ibadet bağlamında ise Allah’a mahsus bir ibadetin Allah’tan başkasına yöneltilmesidir.

Allah Teâlâ:

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.”
(Nisâ 4:36)

buyurmaktadır.

Âyette Allah’a ibadet emri ile şirk yasağının birlikte zikredilmesi, tevhidin müsbet ve menfî boyutlarının birbirinden ayrılmadığını göstermektedir.

Şirk bazen Allah’ı bütünüyle inkâr etmek şeklinde ortaya çıkmaz. Zümer sûresinin 3. âyetinde görüldüğü üzere, Allah’a yaklaşma amacı dahi Allah’tan başkasına yöneltilen ibadetin gerekçesi hâline getirilebilir.

Bu noktada niyet ile fiilin şer‘î mahiyetinin birbirinden ayrılması gerekir.

İyi bir maksat, şer‘an şirk olan bir ibadet biçimini meşru hâle getirmez.

Bununla birlikte her yardım isteme fiili de aynı hükümde değildir. Hayatta bulunan ve istenilen işi yapmaya gücü yeten bir insandan olağan sebepler içerisinde yardım istemek ile yalnız Allah’ın güç yetirebileceği hususlarda ölü veya gaip bir varlığa ibadet mahiyetinde yönelmek birbirinden ayrılmalıdır.

İlmî doğruluk, hem şirkin sınırlarını açık tutmayı hem de bu sınırların dışındaki fiillere haksız biçimde şirk hükmü vermemeyi gerektirir.

8. Sahih Kulluğun İki Esası: İhlâs ve İttibâ

Tevhid yalnızca ibadetin kime yöneltileceğini değil, ibadetin hangi esaslar üzerinde gerçekleştirileceğini de belirler.

Sahih kulluk iki temel unsur üzerinde yükselir: ihlâs ve ittibâ.

İhlâs, amelin yalnız Allah için yapılmasıdır. İttibâ ise amelin Resûlullah’ın ﷺ sünnetine uygun olmasıdır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.”
(Kehf 18:110)

İbn Kesîr bu âyeti açıklarken kabul edilen amelin Allah için hâlis ve Resûlullah’ın ﷺ şeriatına uygun olması gerektiğine dikkat çekmektedir.[8]

Resûlullah ﷺ ise:

“Kim bizim bu işimizde ondan olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa o reddedilmiştir.”
(Müslim 1718)

buyurmuştur.

Bu iki esas birlikte değerlendirildiğinde yalnızca iyi niyetin ibadetin sahih olması için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.

Bir amel Allah için yapılmalı; fakat aynı zamanda Resûlullah’ın ﷺ gösterdiği yola uygun olmalıdır.

9. Allah Sevgisinin Ölçüsü Olarak Sünnete İttibâ

Tevhid yalnızca korku ve yasaklar üzerinden şekillenen bir kulluk anlayışı değildir. Allah sevgisi de tevhidî kulluğun temel unsurlarındandır.

Ancak Kur’ân sevginin yalnızca iddia olarak kalmasını yeterli görmemektedir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”
(Âl-i İmrân 3:31)

Taberî âyetin tefsirinde Resûlullah’a ﷺ ittibânın Allah sevgisi iddiasının doğruluğunun göstergesi olduğunu açıklamaktadır.[9]

Böylece Allah sevgisi ile sünnete ittibâ arasında doğrudan bir ilişki kurulmaktadır.

Tevhid açısından bunun anlamı açıktır: Kul Allah’ı kendi belirlediği biçimde değil, Allah’ın razı olduğu ve Resûlünün ﷺ gösterdiği biçimde kulluk ederek sever.

10. Tevhidin Kalbî Boyutu: İhlâs ve Niyet

Tevhidin kulluk üzerindeki en önemli sonuçlarından biri niyetin yalnız Allah’a yöneltilmesidir.

Resûlullah ﷺ:

“Ameller ancak niyetlere göredir.”
(Buhârî 1)

buyurmuştur.

Aynı dış görünüşe sahip iki amel, niyet bakımından bütünüyle farklı değerler taşıyabilir. Bir kimse namazını Allah’ın rızası için kılarken bir başkası insanların takdirini kazanmayı amaçlayabilir.

Bu sebeple tevhid yalnızca dışarıdaki putların reddedilmesi değildir; kalbin de yaratılmışların övgüsüne kulluktan kurtarılmasıdır.

Riyâ tehlikesi bu noktada önem kazanmaktadır. Müslüman yalnızca kime dua ettiğini değil, ibadetini kimin için yaptığını da sorgulamalıdır.

Tevhid bilgisi ihlâsla korunmadığında teorik bir bilgi hâline gelebilir.

11. Tevhidin Günlük Hayata Yansıması

Tevhid yalnızca akîde kitaplarının ilk bölümlerinde öğrenilen teorik bir mesele değildir. Müslümanın bütün hayatına yön veren bir kulluk bilincidir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
(En‘âm 6:162)

Âyet, kulluğun yalnız belirli ibadet vakitleriyle sınırlandırılamayacağını göstermektedir.

Namazın Allah için kılınması tevhiddir. Duanın O’na yöneltilmesi tevhiddir. Nimeti verenin Allah olduğunu bilerek şükretmek tevhidin sonucudur. Musibet karşısında Allah’a tevekkül etmek, günah işlendiğinde O’na tövbe etmek ve ibadette insanların övgüsünden ziyade Allah’ın rızasını aramak aynı kulluk bilincinin farklı görünümleridir.

Bunun yanında tevhid ahlâkî sorumluluğu ortadan kaldırmaz; aksine onu güçlendirir. Allah’a kulluk ettiğini bilen insan, O’nun emirlerinin yalnızca namaz ve dua alanında değil, insanlar arasındaki ilişkilerde de geçerli olduğunu kabul eder.

Doğruluk, emanete riayet, adalet, kul hakkından sakınma ve verilen sözleri yerine getirme gibi davranışlar da kulluk bilincinin hayattaki sonuçlarıdır.

Bu sebeple sahih akîdenin insan davranışında karşılığının bulunması beklenir.

12. Tevhid Bilgisinin Gayesi: Bilgiden Ubûdiyyete

Tevhidi öğrenmenin nihai gayesi kavramları ezberlemek değildir. Rubûbiyyet, ulûhiyyet, isim ve sıfatlar gibi kavramlar, insanı Allah hakkında doğru bilgiye ulaştıran ilmî araçlardır.

Ancak bilginin gayesi kulluktur.

Kul Allah’ın yaratıcı olduğunu öğrendiğinde O’na tevekkül eder. Allah’ın rızık veren olduğunu bildiğinde kalbini sebeplere bağımsız biçimde bağlamaz. Allah’ın duaları işittiğini bildiğinde duasını O’na yöneltir. Allah’ın her şeyi gördüğünü bildiğinde yalnız insanların bulunduğu yerde değil, gizlide de günahlardan sakınmaya çalışır.

Dolayısıyla tevhidin isim ve sıfat boyutu rubûbiyyetten; rubûbiyyet ulûhiyyetten; ulûhiyyet de günlük kulluktan kopuk değildir.

Bunların tamamı tek bir hakikatin farklı yönleridir:

Kulun Rabbini tanıması ve yalnız O’na kulluk etmesi.

Sonuç

Tevhid, İslâm akîdesinin merkezî ilkesi ve insanın yaratılış gayesini açıklayan temel hakikattir. Kur’ân’ın “Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyât 51:56) buyruğu ile Resûlullah’ın ﷺ Allah’ın kulları üzerindeki hakkını yalnız O’na ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaları şeklinde açıklaması, tevhid ile insanın varoluş amacı arasındaki doğrudan ilişkiyi ortaya koymaktadır.

Tevhidin rubûbiyyet, ulûhiyyet ve isim-sıfat başlıkları altında incelenmesi, tek olan tevhid hakikatinin naslarda ortaya çıkan farklı yönlerinin ilmî olarak tasnif edilmesidir. Rubûbiyyet Allah’ın yaratma ve yönetmedeki eşsizliğini, ulûhiyyet ibadetin yalnız O’na tahsis edilmesini, isim-sıfat tevhidi ise Allah’ın kendisini vahiyde tanıttığı şekilde bilinmesini ifade etmektedir.

Kur’ân’ın câhiliye müşrikleri hakkındaki beyanları, Allah’ın yaratıcılığını kabul etmenin tek başına tevhidin bütününü gerçekleştirmediğini göstermektedir. Rubûbiyyetin ikrarı, ibadetin yalnız Allah’a tahsis edilmesini gerektirir. “Lâ ilâhe illallah”ın nefy ve ispat yapısı da aynı hakikati ortaya koymaktadır: Allah’ın dışındaki bâtıl mabudlar reddedilir ve hak üzere ibadet yalnız Allah için sabit kılınır.

Tevhidin korunması onun zıddı olan şirkin tanınmasını da gerekli kılar. Bununla birlikte şirk kavramının doğru kullanılması, fiiller arasındaki şer‘î ayrımların korunmasını gerektirir. Olağan sebepler çerçevesindeki insanî yardım ile yalnız Allah’a mahsus ibadet yönelişleri birbirine karıştırılmamalıdır.

Sahih kulluk yalnızca ihlâsla da tamamlanmaz. Amelin Allah için yapılmasının yanında Resûlullah’ın ﷺ sünnetine uygun olması gerekir. Böylece ihlâs, ibadetin kime yapıldığını; ittibâ ise nasıl yapılacağını belirlemektedir.

Nihayet tevhidin gayesi, yalnızca doğru kavramlara sahip olmak değil, bu bilginin kulluğa dönüşmesidir. Müslümanın namazında, duasında, tevekkülünde, korkusunda, ümidinde, tövbesinde, niyetinde ve insanlarla ilişkilerinde tevhidin izi bulunmalıdır.

Bu sebeple tevhid, yalnızca öğrenilecek bir akîde başlığı değil; Allah’ı tanımak, yalnız O’na kulluk etmek ve bütün hayatı bu kulluk bilinci üzerine inşa etmektir.


Dipnotlar

[1] Zâriyât 51/56; ayrıca Muâz b. Cebel radıyallahu anh hadisi için bk. Buhârî, Sahîh, hadis no. 7373.

[2] Tevhidin rubûbiyyet, ulûhiyyet ve isim-sıfat boyutlarına ilişkin açıklamalar için bk. İbn Teymiyye, tevhid ve ubûdiyyet bahisleri; ayrıca İbn Useymîn, tevhidin kısımlarına ilişkin açıklamaları.

[3] Üçlü tasnif, Kur’ân ve Sünnet naslarının muhtevasından hareketle yapılan istikrâî bir ilmî tasniftir; birbirinden bağımsız üç ayrı inanç esası anlamına gelmez.

[4] Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-Beyân ‘an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, Nahl 16/36 tefsiri.

[5] Şûrâ 42/11. Selefin isim ve sıfatlar konusundaki temel yaklaşımı için bk. Ahmed b. Hanbel, Usûlü’s-Sünne; ayrıca İbn Teymiyye, el-Akîdetü’l-Vâsıtıyye.

[6] Muhammed b. Sâlih el-Useymîn, “Lâ ilâhe illallah”ın anlamına ilişkin açıklamaları ve el-Kavlü’l-Müfîd alâ Kitâbi’t-Tevhîd. Metindeki ifade görüşünün Türkçe anlam özetidir.

[7] İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm, Zümer 39/3 tefsiri.

[8] İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm, Kehf 18/110 tefsiri; Müslim, Sahîh, hadis no. 1718.

[9] Taberî, Câmiu’l-Beyân, Âl-i İmrân 3/31 tefsiri.

Hadislerin sıhhati hakkında

Makalede doğrudan delil olarak kullanılan hadisler Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim’de yer almaktadır. Bu sebeple ayrıca Şeyh Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî’nin sıhhat hükmü zikredilmemiştir.

Kaynakça

Ahmed b. Hanbel. Usûlü’s-Sünne.

Buhârî, Muhammed b. İsmâil. el-Câmi‘u’s-Sahîh.

İbn Kesîr, İsmâil b. Ömer. Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm.

İbn Teymiyye, Takıyyüddîn Ahmed b. Abdülhalîm. el-Akîdetü’l-Vâsıtıyye; tevhid ve ubûdiyyet konularındaki ilgili eser ve risaleleri.

İbn Useymîn, Muhammed b. Sâlih. el-Kavlü’l-Müfîd alâ Kitâbi’t-Tevhîd; tevhid, isim ve sıfatlar ve “Lâ ilâhe illallah”ın anlamına ilişkin ders ve açıklamaları.

Müslim b. Haccâc. el-Câmi‘u’s-Sahîh.

Taberî, Muhammed b. Cerîr. Câmiu’l-Beyân ‘an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân.

100 KONU | 100 ÂYET | 100 HADİS

SELEF’TEN ÖĞÜTLER

SELEFİN İTİKADINDAN 100 TEMEL KAVRAM

ÖZET

TEVHİD → SÜNNET → İTTİBÂ → İMAN → TESLİMİYET → SELEFİN ANLAYIŞI → İSTİKAMET

Selefin itikadında ölçü; Kur'an ve sahih Sünneti, sahâbe ve Selef-i Sâlih'in anlayışı üzere anlamak ve ona tâbi olmaktır.

100 SORU | 100 CEVAP-AKÎDE

Tüm PDF Çalışmaları

Tüm Afişler

İbn Teymiyye’den 20 Söz – 01 afişi

100 SORU | 100 CEVAP-FIKIH: TAHARET

100 SORU | 100 CEVAP-SELEFİN MENHECİ

100 ÂLİMDEN SELEFİN İTİKADINA ÖVGÜLER

Kitap, Sünnet ve Selef-i Sâlih'in Yoluna Bağlılık Hakkında 100 Nakil

SERİNİN ANA MESAJI 100 ÂLİM • 100 NAKİL • 100 KAYNAK KUR'AN → SAHİH SÜNNET → SAHÂBENİN ANLAYIŞI → SELEFİN YOLU “Öne geçen Muhâcirler ve Ensâr ile onlara güzellikle tâbi olanlardan Allah razı olmuştur; onlar da O'ndan razı olmuşlardır.” Tevbe, 100.