REDDİYELER

EBUBEKİR SİFİL’İN “SELEFÎLER TEVESSÜLÜ KÜFÜR SAYIYOR” İDDİASINA REDDİYE

İbn Bâz’ın Açık Fetvaları Karşısında Yanlış İsnat, Kavramların Karıştırılması ve İlmî Emanet Sorunu

GİRİŞ: İLMÎ TENKİT, MUHALİFİN GÖRÜŞÜNÜ ÇARPITMA HAKKI VERMEZ!

Ebubekir Sifil’in TVNET yayınında Selefî âlimlerin tevessülü küfür saydıkları yönündeki eleştirisi, ciddi bir reddiyeyi gerekli kılmaktadır. Çünkü bir görüşü reddetmek başka, o görüşün sahibine benimsemediği bir hükmü nispet etmek başkadır.

İlmî reddiye, muhalifin gerçekten savunduğu görüş üzerinden yapılır; ona söyletilmek istenen söz üzerinden değil!

Sifil’in eleştirisindeki temel problem, tevessülün farklı biçimlerine verilen hükümleri birbirinden ayırmadan Selefî âlimlere genel bir küfür anlayışı nispet etmesidir. Oysa İbn Bâz’ın açık fetvaları, böyle bir genellemenin ilmî bakımdan savunulamayacağını göstermektedir.

1. BİD‘AT İLE ŞİRKİ BİRBİRİNE KARIŞTIRMAK HANGİ İLMÎ USÛLDÜR?

Selefî âlimler, Allah’ın isim ve sıfatlarıyla, salih amellerle ve hayatta bulunan Müslümanların dualarıyla tevessülü meşru kabul etmektedir.

Buna karşılık Allah’a dua ederken peygamberlerin veya salih kimselerin makamını vesile edinmeyi bid‘at olarak değerlendirmektedirler. Ancak doğrudan vefat etmiş kimselerden, yalnızca Allah’ın kudretinde bulunan gaybî yardımları istemeyi büyük şirk kapsamında ele almaktadırlar.

Bu iki fiil aynı değildir. Hükümleri de aynı değildir.

Birincisinde dua Allah’a yöneltilmektedir; ikincisinde ise Allah’a mahsus bir talep yaratılmış bir varlığa yöneltilmektedir.

Bu kadar açık bir itikadî ayrımı görmezden gelerek her iki uygulamayı aynı küfür hükmü altında göstermek, hangi ilmî usûlle açıklanabilir?

Bir âlimin bid‘at dediği fiili, onun küfür saydığı şeklinde sunmak, ilmî tenkit değil, hükmün mahiyetini değiştirmektir.

2. İBN BÂZ’IN AÇIK FETVALARI BU İDDİAYI ÇÜRÜTMEKTEDİR!

İbn Bâz, peygamberlerin ve salih kimselerin makamıyla Allah’a dua eden kimse hakkında şöyle demektedir:

ولا يكون مشركا ولا يكون كافرا بل هو مسلم

“Müşrik olmaz, kâfir olmaz; bilakis Müslümandır.”¹

Başka bir fetvasında ise hiçbir yoruma ihtiyaç bırakmayacak açıklıkta şöyle demektedir:

وهو بدعة وليس بشرك

“Bu bid‘attır, şirk değildir.”²

Şimdi soruyoruz:

İbn Bâz açıkça “Şirk değildir” derken, hangi ilmî gerekçeyle onun bu uygulamayı küfür saydığı ileri sürülebilir?

Bir âlimin kendi fetvası mı esas alınacaktır, yoksa muhalifinin ona yüklediği anlam mı?

İbn Bâz’ın açık ifadeleri ortadayken onun görüşünü aksi yönde aktarmak, ilmî bakımdan savunulamaz!

Sifil, İbn Bâz’ın tevessül hakkındaki hükmünü reddedebilir. Onun delillerini eleştirebilir. Ancak önce onun gerçekte ne söylediğini doğru aktarmak zorundadır.

3. MUHALİFİN SÖYLEMEDİĞİNİ ONA NİSPET ETMEK HANGİ İLMÎ EMANETLE BAĞDAŞIR?

İslâm ilim geleneğinde muhalifin görüşünü doğru nakletmek, tercih edilebilecek bir nezaket değil, yerine getirilmesi gereken dinî ve ilmî bir sorumluluktur.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Bir topluluğa duyduğunuz kin sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun. Bu, takvaya daha yakındır.” (el-Mâide, 5/8)

Bu ilâhî ölçü karşısında soruyoruz:

Bir hocanın ilmî güvenilirliği, muhalifinin sözlerini doğru aktarmasını gerektirmez mi? Bir âlimin açıkça reddettiği hükmü ona nispet ederek talebelerin zihninde yanlış bir Selefîlik tasavvuru oluşturmak ilmî insafla bağdaşır mı?

Muhalifin görüşünü önce değiştirip ardından değiştirilmiş görüşü reddetmek, hakikati ortaya çıkarmak değildir!

Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Kişiye yalan olarak her duyduğunu anlatması yeter.”³

Burada niyetler hakkında hüküm vermiyoruz. Ancak yanlış bir isnadın yanlışlığını açıkça ortaya koyuyoruz. Hata bilmeden yapılmışsa düzeltilmelidir. Bilerek sürdürülüyorsa mesele çok daha ağır bir ilmî ve ahlâkî sorumluluğa dönüşür.

4. SELEFÎ ÂLİMLERE YÖNELTİLEN GENELLEMELER DELİLİN YERİNİ TUTMAZ!

Selefî âlimlerin belirli bir fiili büyük şirk kabul etmeleri, o fiili işleyen her şahsı hiçbir şart gözetmeden tekfir ettikleri anlamına gelmez.

Fiilin hükmü ile belirli kişinin hükmü arasındaki ayrım, yani tekfîrü’l-mutlak ile tekfîrü’l-muayyen arasındaki usûlî farklılık, itikadî değerlendirmelerde göz ardı edilemez.

Bu sebeple Selefî âlimlere yönelik eleştirilerde şu soruların cevaplandırılması zorunludur:

Hangi âlim konuşmaktadır? Hangi tevessül biçimi hakkında hüküm vermektedir? Hükmün geçtiği asli kaynak nerededir?

Bu sorular cevaplandırılmadan yapılan geniş genellemeler, ilmî delil değil, temelsiz bir görüş tasviridir.

SONUÇ: ÖNCE DOĞRU NAKLET, SONRA REDDET!

Ebubekir Sifil’in tevessül meselesindeki eleştirisinin temel zaafı, bid‘at ile büyük şirk arasındaki açık ayrımı korumayan genelleyici anlatımıdır.

İbn Bâz’ın fetvaları ortadadır. Kendisi ilgili tevessül biçimine açıkça “Bid‘attır, şirk değildir” demektedir.

Buna rağmen onun görüşünü küfür hükmü üzerinden aktarmak, ilmî emanet ve nakilde sadakat ilkeleriyle bağdaşmaz.

Buradan açıkça ifade ediyoruz: Selef akîdesini eleştirmek isteyen, önce Selefî âlimlerin gerçekten ne söylediğini öğrenmelidir. Onların söylemediği hükümleri kendilerine nispet ederek yapılan eleştiriler, hakikati değil, yanlış bir tasviri hedef alır.

İlmî cesaret, muhalife ağır ithamlarda bulunmak değildir. İlmî cesaret, muhalifin görüşünü değiştirmeden nakletmek ve delillerini doğrudan karşılamaktır.

Bir âlimin “Şirk değildir” dediği yerde ona “Şirk diyor” isnadında bulunmak, reddiyeye değil, bizzat reddedilmeye muhtaçtır!

DİPNOTLAR VE KAYNAKLAR

¹ Abdülazîz b. Bâz, Hükmü’t-Tevessül bi-Câhi’l-Enbiyâ ve’l-Evliyâ ve Nahvihim, resmî fetva arşivi, nr. 6871.

² Abdülazîz b. Bâz, Hükmü’t-Tevessül bi-Câhi’l-Enbiyâ ve’s-Sâlihîn, resmî fetva arşivi, nr. 7511.

³ Müslim, es-Sahîh, Mukaddime, 5.

KONUNUN GENİŞ İLMÎ VE AKADEMİK TAHLİLİ

Bu reddiyede ele alınan tevessül, istigâse, bid‘at, şirk ve tekfir meselelerinin; İbn Bâz’ın fetvaları, Selef akîdesinin temel ilkeleri ve ilmî tenkit usûlü çerçevesinde daha geniş biçimde incelendiği akademik çalışmamıza aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

→ Geniş Kapsamlı Akademik Reddiyeyi Okumak İçin Tıklayınız

UBEYDULLAH ARSLAN
İslam Davetçisi