REDDİYELER

“KABİRDEN YÖNETİM” İDDİASINA TEVHİD EKSENİNDE REDDİYE

Allah’ın Rubûbiyyetine Ait Tasarruf Yetkilerinin Kullara Nispet Edilmesinin Kur’an, Sahih Sünnet ve Selef Akîdesi Işığında Reddi

GİRİŞ: KABİRDEKİ ŞEYH Mİ YÖNETİYOR, ÂLEMLERİN RABBİ Mİ?

Cübbeli Ahmet’in dile getirdiği “kabirden yönetim” ifadesi, tevhid akîdesi bakımından ciddi biçimde sorgulanması gereken bir iddiadır. Şayet bu ifadeyle vefat etmiş bir şeyhin müridlerini gaybî biçimde yönettiği, onların işlerine müdahale ettiği ve ölümünden sonra da tasarrufta bulunduğu kastediliyorsa, bu anlayış Kur’an’ın ortaya koyduğu rubûbiyyet tevhidiyle bağdaşmaz.

Bizim itirazımız Allah dostlarının varlığına, kerametlerine veya salih kulların faziletlerine değildir. İtirazımız, Allah’a mahsus gaybî yönetim yetkisinin ölmüş bir kula nispet edilmesinedir.

Bir şeyhi sevmek başka, ona Allah’ın rubûbiyyetine ait sıfatları vermek başkadır. Bir velinin hayattayken insanlara rehberlik etmesi başka, ölümünden sonra görünmeyen bir yönetici olarak kabul edilmesi bambaşkadır.

Dinî bir iddia, onu savunan kişinin şöhretiyle veya iddiasındaki ısrarıyla hakikat hâline gelmez.

Soruyoruz: Kabirden yönetim inancının Kur’an’daki delili nerededir? Resûlullah’ın sahih sünnetindeki karşılığı nedir? Sahabeden hangi imam böyle bir inanç öğretmiştir?

1. RUBÛBİYYET TEVHİDİ: YÖNETEN ALLAH’TIR, KABİRDEKİLER DEĞİL!

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Dikkat edin! Yaratmak da emretmek de yalnız O’na aittir.” (el-A‘râf, 7/54)

“O, gökten yere kadar bütün işleri düzenleyip yönetir.” (es-Secde, 32/5)

“De ki: Allah’ım! Mülkün sahibi sensin. Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın.” (Âl-i İmrân, 3/26)

“De ki: Gökten ve yerden sizi rızıklandıran kimdir? İşitmeye ve görmeye kim hükmeder? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarır? İşleri kim yönetir? Onlar ‘Allah’ diyeceklerdir.” (Yûnus, 10/31)

Son âyet son derece önemlidir. Çünkü Allah, câhiliye müşriklerinin dahi kâinatın idaresinin Allah’a ait olduğunu kabul ettiklerini bildirmektedir.

Şimdi soruyoruz:

Câhiliye müşriklerinin bile Allah’a ait olduğunu kabul ettiği yönetim ve tedbir yetkisi, hangi delille kabirdeki şeyhlere nispet edilmektedir?

Yüce Allah bir başka âyette şöyle buyurur:

“De ki: Allah’ın dışında ileri sürdüklerinize dua edin. Onların göklerde ve yerde zerre ağırlığınca mülkleri yoktur. Onların bu ikisinde hiçbir ortaklıkları da yoktur.” (Sebe’, 34/22)

Bu âyet, Allah’tan başka varlıklara bağımsız mülk ve ilâhî ortaklık nispet edilmesini reddetmektedir.

Allah’ın mülkünde ortaklığı bulunmayan bir kula, ölümünden sonra gaybî yönetim yetkisi hangi delille verilebilir?

Allah’ın bir kuluna belirli bir hususta yardım etmesi veya keramet ihsan etmesi, o kula sürekli ve genel bir ilâhî tasarruf yetkisi verildiği anlamına gelmez.

2. ULÛHİYYET TEVHİDİ: KABİRLER YARDIM VE İBADET MERCİİ DEĞİLDİR

Kabirden yönetim anlayışının tehlikesi, yalnızca teorik bir inanç meselesi olması değildir. Böyle bir düşünce, kabirdeki şahıslardan medet ummaya, onlara gaybî yardım talepleri yöneltmeye ve onları ihtiyaçların giderilmesinde görünmeyen otoriteler kabul etmeye kapı açabilir.

Yüce Allah buyurur:

“Mescidler Allah’ındır. O hâlde Allah ile birlikte hiç kimseye dua etmeyin.” (el-Cin, 72/18)

“Allah’ı bırakıp sana fayda ve zarar veremeyecek şeylere yalvarma.” (Yûnus, 10/106)

“Allah’ı bırakıp kıyamete kadar kendisine cevap veremeyecek kimselere dua edenden daha sapık kim olabilir?” (el-Ahkâf, 46/5)

“Kullarım sana beni sorduklarında, şüphesiz ben yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm.” (el-Bakara, 2/186)

Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

“Dua ibadetin kendisidir.” (Ebû Dâvûd, 1479; Tirmizî, 2969. Elbânî: Sahih.)

İbn Abbas’a verdiği öğütte ise şöyle buyurmuştur:

“İstediğinde Allah’tan iste, yardım dilediğinde Allah’tan yardım dile.” (Tirmizî, 2516. Tirmizî: Hasen-sahih; Elbânî: Sahih.)

Bu deliller karşısında soruyoruz:

Allah kendisine dua edilmesini emrederken, kullar hangi delille kabirdeki bir şeyhin gaybî tasarrufuna yönlendirilmektedir?

Salih kulları sevmek meşrudur. Onlardan hayattayken dua istemek meşrudur. Ancak ölmüş bir kimseden Allah’a mahsus kudret gerektiren yardımlar istemek, sevgi veya keramet kavramıyla meşrulaştırılamaz.

3. SÜNNETİN HÜKMÜ: KABİRLER ZİYARET EDİLİR, YÖNETİM MERKEZİ KABUL EDİLMEZ!

Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

“Size kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım. Artık onları ziyaret edin.” (Müslim, 977)

Kabir ziyareti meşrudur. Ancak bu meşruiyet, kabirde bulunanların dünyadaki insanları yönettiği anlamına gelmez.

Resûlullah ﷺ bir başka hadisinde şöyle buyurmuştur:

“İnsan öldüğünde üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i câriye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat.” (Müslim, 1631)

Burada ölümden sonra sevabı devam eden ameller açıklanmaktadır. Kabirden mürid yönetme veya dünyaya gaybî emirler verme şeklinde bir yetki bildirilmemektedir.

Hz. Ebû Bekir, Resûlullah'ın vefatından sonra şöyle demiştir:

“Kim Muhammed'e ibadet ediyorsa Muhammed vefat etmiştir. Kim Allah'a ibadet ediyorsa Allah diridir, ölmez.” (Buhârî, 4452)

Sahabenin önünde Resûlullah'ın vefatından sonra ağır meseleler ortaya çıktı. Ancak onlar dinî hükümleri öğrenmek ve ihtilaflarını çözmek için Kur'an'a, Sünnet'e ve istişareye başvurdular.

Resûlullah'ın kabrinden ümmeti yönettiğini iddia etmeyen sahabenin yolunu bırakıp, başka bir şeyhe kabirden yönetim yetkisi nispet etmek hangi sünnete dayanmaktadır?

4. İBN TEYMİYYE'NİN AÇIK REDDİ: ALLAH'A MAHSUS YARDIM KULDAN İSTENMEZ

İbn Teymiyye, Mecmû‘u'l-Fetâvâ adlı eserinde Allah'a mahsus konularda yaratılmışlardan yardım istenmesi hakkında şu açıklamayı yapmaktadır:

لم يقل أحد من علماء المسلمين إنه يستغاث بشيء من المخلوقات في كل ما يستغاث فيه بالله تعالى

“İslâm âlimlerinden hiç kimse, Allah'tan yardım istenen her hususta yaratılmışlardan da yardım istenebileceğini söylememiştir.”¹

İbn Teymiyye burada peygamber, melek ve salih kimse arasında ayrım yapmaksızın Allah'a mahsus kudret gerektiren yardımın yaratılmışlardan talep edilemeyeceğini açıklamaktadır.

Ayrıca vefat etmiş peygamberlerden ve salih kimselerden yardım veya şefaat talep edilmesinin sahabe ve tâbiînin uygulaması olmadığını belirtmektedir.²

Soruyoruz: İbn Teymiyye'nin vefat etmiş kimselerden gaybî yardım talebini reddettiği yerde, kabirdeki şeyhin müridlerini gaybî biçimde yönettiği inancı nasıl savunulabilir?

Burada yaratılmış bir insandan gücü dâhilindeki olağan yardımı istemekle Allah'a mahsus gaybî kudreti ona nispet etmek birbirinden ayrılmalıdır. İbn Teymiyye de bu ayrımı açıkça yapmaktadır.

5. SELEFİN ÖLÇÜSÜ: KERAMET HAKTIR, İLÂHÎ TASARRUF YETKİSİ DEĞİLDİR!

Yüce Allah buyurmuştur:

“İyi bilin ki Allah'ın dostlarına korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar iman eden ve takva sahibi olan kimselerdir.” (Yûnus, 10/62–63)

Allah dostluğunun ölçüsü şeyhlik makamı, olağanüstü olay anlatıları veya ölümden sonra devam ettiği ileri sürülen gaybî yönetim değildir. Ölçü iman ve takvadır.

İbn Teymiyye'nin el-Furkân beyne Evliyâi'r-Rahmân ve Evliyâi'ş-Şeytân eserinde açıkladığı temel ilke de budur: Velâyet iddiaları Kur'an ve Sünnet ölçüsünde değerlendirilir.

Allah'ın salih bir kuluna keramet ihsan etmesi mümkündür. Ancak bundan, o kulun ölümünden sonra bütün müridlerini yönettiği sonucu çıkarılamaz.

Kerametin varlığına inanmak başka, bir şeyhe gaybî yönetim yetkisi vermek başkadır!

Bir kimsenin salih olması onu ilâhî tasarrufun sahibi yapmaz. Allah'ın sevdiği bir kul olmak, Allah'ın mülkünde O'na ortak olmak değildir.

6. İTAAT VE İMAN: GAYBÎ TALİMAT DEĞİL, VAHYİN HÜKMÜ ESASTIR

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve sizden olan yöneticilere de. Bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Resûl'e götürün.” (en-Nisâ, 4/59)

“Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdiğinde, mümin erkek ve mümin kadının o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.” (el-Ahzâb, 33/36)

“De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmrân, 3/31)

Bu âyetler karşısında dinî otoritenin ölçüsü açıktır.

Bir şeyhin hayattayken verdiği nasihatler dahi Kur'an ve Sünnet'e arz edilirken, ölümünden sonra kendisine nispet edilen görünmez emirler nasıl sorgulanamaz kabul edilebilir?

İtaat vahye bağlıdır. Bir şeyhe duyulan sevgi, onu ölümünden sonra gaybî emirler veren bir dinî otorite hâline getirme hakkı vermez.

SONUÇ: TEVHİDİN SINIRLARI ŞEYHLERİN MAKAMINA GÖRE DEĞİŞMEZ!

“Kabirden yönetim” iddiası, vefat etmiş bir kimsenin insanları gaybî biçimde yönettiği anlamında ileri sürülüyorsa, bu iddia Kur'an ve sahih Sünnet'ten açık bir delille ispat edilmek zorundadır.

Ey bu düşünceyi savunanlar!

Allah'ın bütün işleri yönettiğini bildiren âyetler ortadayken, kabirdeki şeyhlere hangi delille gaybî tasarruf yetkisi veriyorsunuz?

Resûlullah'ın sahabesi kabirlerden emir almayı dinî bir yol edinmemişken, bunu hangi sahabe uygulamasına dayandırıyorsunuz?

İbn Teymiyye, Allah'a mahsus yardımın yaratılmışlardan istenemeyeceğini açıklarken, kabirden yönetim düşüncesini hangi selef imamının açık sözüyle savunuyorsunuz?

Tevhid, Allah'ın yetkilerini salih kullar arasında paylaştırmak değildir. Tevhid, Allah'a ait olanı yalnızca Allah'a ait kabul etmektir.

Şeyhler sevilir, âlimlere saygı gösterilir, salih kulların faziletleri kabul edilir. Ancak hiçbirinin sevgisi, Allah'ın rubûbiyyetine mahsus yetkilerin kendilerine nispet edilmesini haklı çıkarmaz.

Bir sözün tevhid açısından yanlışlığını göstermek, o sözü söyleyen belirli kişiyi doğrudan tekfir etmek değildir. Buradaki tenkit, gaybî yönetim iddiasının itikadî içeriğine yöneliktir.

Bizim çağrımız açıktır: Kabirden yönetim iddialarını değil, Kur'an'ın tevhidini esas alın. Kulları Allah'ın makamına yükseltmeyin. Allah'a ait olanı yalnızca Allah'a bırakın!

DİPNOTLAR

¹ İbn Teymiyye, Mecmû‘u'l-Fetâvâ, c. 1, s. 103–104, istigâse hakkındaki fetva.

² İbn Teymiyye, Mecmû‘u'l-Fetâvâ, c. 1, s. 160–162, vefat etmiş peygamberlerden ve salih kimselerden yardım isteme meselesi.

³ Müslim, es-Sahîh, 977, kabir ziyareti; 1631, ölümden sonra sevabı devam eden ameller.

⁴ Buhârî, es-Sahîh, 4452, Hz. Ebû Bekir'in Resûlullah'ın vefatından sonraki konuşması.

⁵ Ebû Dâvûd, es-Sünen, 1479; Tirmizî, el-Câmi‘, 2969, duanın ibadet oluşu.

KAYNAKÇA

  • Kur'an-ı Kerim.
  • Buhârî, el-Câmi‘u's-Sahîh.
  • Müslim, el-Câmi‘u's-Sahîh.
  • Ebû Dâvûd, es-Sünen.
  • Tirmizî, el-Câmi‘.
  • İbn Teymiyye, Mecmû‘u'l-Fetâvâ, c. 1.
  • İbn Teymiyye, el-Furkân beyne Evliyâi'r-Rahmân ve Evliyâi'ş-Şeytân.

Kaynak hassasiyeti: Yukarıdaki İbn Teymiyye nakilleri metinleri kontrol edilebilen kaynaklara dayanmaktadır. Diğer selef imamlarına doğrulanmamış sözler nispet etmemek için ilave doğrudan alıntılar kullanılmamıştır. “Kabirden yönetim” ifadesinin farklı anlamları bulunabileceğinden reddiye, özellikle vefat etmiş kişiye gaybî yönetim yetkisi atfedilmesi anlamını hedef almaktadır.

UBEYDULLAH ARSLAN
İslam Davetçisi