Üye Paneli
E-posta :
Şifre :
» Şifremi Unuttum
» Üye Olmak İstiyorum...
Duyuru Listesi
Ad Soyad
E-posta

İstatistik

Bugün : 270
Dün : 1084
Bu Ay : 15161
Geçen Ay : 24883
Toplam : 2920465
 
  » Tarikatların tehditi ve bir öneri-Ubeydullah Arslan

 

      
                      TARİKATLARIN TEHDİTİ VE BİR ÖNERİ
                                                                   ubeydullah arslan
 
      Tasavvufçular; kendilerini arındırma ihtiyacı duymuyor. Tek doğru hareketin kendileri olduğuna inanıyor. Bir efendinin veya şıhın etrafında kümeleniyorlar. Efendi ne derse sözüne itiraz edilmiyor, ona yıkanan bir ölünün teslim olduğu gibi sınırsız bir teslimiyetle teslim olunuyor.       
       Şirk ve bidatlerle yaşayan tarikatçılar; İlmi refleksleri yok denecek kadar az. Efendiler ve yetkili kimseler; camiada tek söz sahibi. Ne derlerse o oluyor.
        Tarikata bağlı kimseler ise genelde ilmi ve kültürel birikimden yoksun, araştırmadan ve soruşturmadan uzak, delili anlama basiretinden uzak kimseler.
        Ülkenin tarihi sürecinden kaynaklanan tasavvufi yapılanma ferdleri ve toplumu saptırmada ciddi bir tehlikeli hareket olarak zuhur ediyor. Tasavvuf çok tanımlarla tarif ediliyor. Her uzman meşrebine mezhebine göre bir tasavvuf tanımı getiriyor. Bağlı olduğu meşrebe ve topluluğa söz söyletmiyor. Bazı ilim ehli kimselerde maddi bağlantılarına zarar gelmemesi için hakkı söylemekten uzak kalıyor.
      Özgürlüklerin artığı ülkemizde Tasavvufun dine verdikleri zararlar ciddi tartışılıyor. Hangi tarikat doğru? Tarikatlar yüzyıllardır kime fayda verdi? İslam dünyasının gelişimde ve büyümesinde etkileri nelerdir? İslam coğrafyasının işgalinde tarikat önderlerinin ortaya koyduğu çabalar nelerdir? Tağuti rejimler neden onlardan korkmaz, destekler? Dinde tasavvufun yeri nedir? bu sorular uzun zamandır sorulan sorulardır.
       Filhakika tasavvuf’dan maksad şirksiz-bidatsiz bir zühdü amaçlamaksa zaten selefin akidesinde ve nebevi hayatta bu mecvuttur.  Yok ama kişiye bağlı şirk ve bidat anlayışın yaşatılması, körüne körüne bir topluluk yetiştirilmesi, delilden uzak bir islami yaşamın öngörülmesi ise -ki şimdi yaşanılan budur- bunun islam’la alakası yoktur. İslam bu anlayıştan birliktelikten beridir.
     Ülkemizde her gün yeni yeni tarikat şıhları doğuyor, her biri farklı zeminlerde dinin özüne/saflığına zarar veriyor. Şirke bidate, küfre ve harama açıktan davet eden tarikatlar zuhur ediyor. Bu sözümüzün en açık anlamda delili ise siyasi sahada yaşanan son Cübbeli vakıasıdır. Cübbeli Ahmed hapisten çıkınca çıkış sevincini ve esaretten kurtuluşunu Mahmud efendiye ve evliyalara isnad etti. Allah’ın kendisine sunduğu rahmeti, özgürlüğü unuttu velilere!!! bağladı. Bu durum sahih rivayetlerde kınanmıştır. Zira Allah bir kuluna rahmetini indirir, kulda onu insanlara bağlarsa, bu insan en az tanımla, iman kuvvetini zayıflatmıştır. Eğer direk onların kurtardığını bilerek söylerse müşriktir. Oysa Mahmud Efendi Cübbeli’nin esaretinden bile habersizdir. Onu tanımakta bile güçlük çekmektedir. Çünkü O yaşlı, şu an hafıza yeteneğini kaybetmiş kimsedir.
       Tarikatçıların efendilerine duydukları körü körüne bağlılığa, müridlerin bir ölü gibi teslimiyetine, delilsiz hareket etme reflekslerine, şirke davet eden söylevine, sınırsızca ve korkusuzca sarf ettikleri sapıkça konuşmalarına dur diyecek, “yeter artık şirk ve bidat işlemeyin, dine batıl anlayışınızı karıştırmayan, ümmeti saptırmayın diyecek tasavvufi ekolden gelen bir ses yok mudur?  
    Tasavvufi yapılanmaların karşısına kendi içlerinden geleneklerinden havzalarından tasfiye/arınma girişiminde bulunacak, ilmi tezlerle gereken atılımları atacak tevhide ve zühd hayatına sevk edecek yiğitler bekleniyor. Aksi halde bu yapılanma içinde münkere sessiz kalıp dünyavi çıkarları ve makamları öne almak,  hem islam’a, hem ilme karşı işlenen bir cinayet hükmünde olacaktır.
     Ümmetin önünde şirk ve bidat eylem ve sözleri sevdiren tarikat efendilerinin zaafını ve ümmete tattırdıkları günahları aydınlatmak her müminin görevidir. Kuru ve basit bir tasavvuf düşmanlığı gütmediğimi söylemek isterim. Bugün müslüman genç nesle ilimle hareket etme, delille konuşma, beyyineyle öğrenme refleksini kazandırmak zorunludur. Kişiye bağlı bir hareketi değil nassa bağlı bir yapılanmayı başarmak gerekir.
        Ümmet; hiziblere ve atalara bağlılığın acı faturasını son yüzyılda halifeliği ve siyasi kuvvetini kaybetmekle çekti. Alim ve davetçilerin vicdani sorumluluk içinde çevrelerinde olup biten gayri İslami ve ahlaki eylemlere ve tavırlara dur demeleri elzemdir. İlim ehlinin şirk ve bidate sessiz kalması münkerin inşasına bir katkı niteliği taşır. Münkerlerin inkişaf ettiği, sünnetin de unutulduğu çağda vera, takva, davet, ilim aşkını kuşanmış yiğit dava erlerine düşen ümmeti her tür şirke, masiyete, harama, bidate sürükleyen hiziblerden, atalardan, kurumlardan, ferdlerden, efendilerden uzak durmaya çağırmak olmalıdır.
Hürmetle ve selametle....
Diğer Makaleler :

» SENDEN NE DAVA ADAMI OLUR NE TALEBE

» ne faydan oldu?

» TEVHİDİ BOZAN DURUMLAR NELERDİR?

» İSLAMDA DİN DEĞİŞTİREN ÖLDÜRÜLÜR.

» Selefiler Oldukça

» Ey Hadis inkarcıları bu hadisin uyduruk olduğunu kim ispat eder?

» Akılcıların tahrifi ve hadis ehlinin izzeti

» Akılcılar, sahih naklin önüne sınırlı aklı geçirerek ilmin namusunu kirletmiştir.

» Mutlaka okumalısınız-Ubeydullah Arslan

» Cennet kapısı Mali ve unutulan dersler-Ubeydullah Arslan

» Dini Hitabımızın Şerîliği ve Sorunları-Ubeydullah Arslan

» Hangi Humeyni?Ubeydullah Arslan

» Tunus Nahda Hareketinin ve Gannuşi’nin zor sınavı-Ubeydullah Arslan

» Ehl-i Sünnet/Selef evrenseldir.

» Sünneti inkar edenlerden şikayetçiyim

» Nereden başlayalım?

» Şiilikten nasıl kurtuldum?

» İslam dünyasında yükselen Selefi düşünce

» Sevgi/Muhabbet Fıkhı

» Neden kendimizi Allah’a sevdirmeliyiz?

» Kavgamız Şirkle ve günahlarla eşimizle değil

» Çağdaş Murcie-Ubeydullah Arslan

» Ne Güzel Konuştun el-Huveyni!

» Allah’tan Başkasını mı Veli Dost Edineceğim?

» Özgürlük Filosu Ablukayı Sever

» Ey İman Edenler! Birlik Olun


Okunma Sayısı : 4667
Paylaş Delicious Stumble

Yunus:109 (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

 

 

 

 

 

Davet