Üye Paneli
E-posta :
Şifre :
» Şifremi Unuttum
» Üye Olmak İstiyorum...
Duyuru Listesi
Ad Soyad
E-posta

İstatistik

Bugün : 78
Dün : 837
Bu Ay : 13885
Geçen Ay : 24883
Toplam : 2919189
 
  » Tathiru’l İtikad- 5.Ders
    » Görüntülü Dersler » Akide » Tathiru’l İtikad » Tathiru’l İtikad- 5.Ders

 

 

اَلْأَصْلُ الثَّالِثُ

ÜÇÜNÇÜ ASIL

 

أَنَّ التَّوْحِيدَ قِسْمَانِ :      

Tevhid iki kısımdır.

            Müellif birinci asılda Kuran’ın haber verdiği her haberin, emrin, nehyin hak olduğunu, onda batılın bulunmadığını, bu nedenle de iman edilmesi gereken en temel kitap olduğunu açıklamıştı. Sonra 2.asıl olarak da -geçen dersimizde buna değinmiştik- Resullerin gönderildiği temel görevi haber vermiş, onun da insanları bir ve tek olan Allah’a ibadete davet etmek olduğunu beyan etmişti.

             Bu bölümde ise dini temeli, hayatın en kutsal kelimesi, cennetin anahtarı, dillerin bir türlü zikrinden uzak kalmadığı Tevhidin kısımları üzerinde duracaktır.

             Tevhid; Arapçada “vahhade” kökünden gelen bir mastardır, manası da “tekleme-birleme” demektir. Istılahta ise; Allah’ı rububiyetinde, ulûhiyetinde, isim ve sıfatında birlemektir. Tevhid; Resullerin temel davetidir, İnsanoğlunun kabul etmesi gereken ilk emirdir, ona duyulan ihtiyaç havaya ve suya duyulan ihtiyaçtan daha önemlidir. Bu yüzden her gün her saat her dakika tevhidi hatırlamak, manasını tefekkür edip tasdik etmek, ona uygun söz ve amelde olmak gerekir. Şimdi müellif Tevhidin kısımlarını açıklamaya başlıyor.

 

اَلْقِسْمُ الْأَوَّلُ: تَوْحِيدُ الرُّبُوبِيَّةِ وَالْخَالِقِيَّةِ وَالرَّازِقِيَّةِ وَنَحْوِهَا، وَمَعْنَاهُ: أَنَّ اللهَ وَحْدَهُ هُوَ الْخَالِقُ لِلْعَالَمِ وَهُوَ الرَّبُّ لَهُمْ وَالرَّازِقُ لَهُمْ.

Birinci Kısım: Rububiyet Tevhidi: Bu yaratma ve rızıklandırma tevhididir. Bunun manası : “Allah birdir, âlemi O yaratmış, O insanların Rabbidir ve onlara rızık verendir” demektir.

Rububiyet Tevhidi hepimizin bildiği bir tevhiddir. Bu Tevhid, Allah’ı fiillerinde birlemektir. Yani yaratmanın, öldürmenin, rızık vermenin, diriltmenin tek Rabbi olarak Allah’ı birlemektir. Bu tevhide göre Müslüman dünyada olup biten her şeyi çevirenin, idare edenin, meydane getirenin, başlatanın, sonunu getirenin Allah olduğunu kabul etmesi gerekir. Kim yerde ve gökte Allah’tan başka bir düzenleyici, idare edici birini kabul ederse –tarikat ehlinin yaptığı gibi- şirk koşar. Bu tevhidin kısmını ortadan kaldırır. Bu tevhide âlimler, Tevhidu’l ilmî, Tevhidu’l Haberî yahut Tevhidu’l İtikadi de demiştir. Hepsi netice de aynı manayı ifade eder.

 

وَهَذَا لَا يُنْكِرُهُ الْمُشْرِكُونَ وَلَا يَجْعَلُونَ لِلهِ فِيهِ شَرِيكًا، بَلْ هُمْ مُقِرُّونَ بِهِ، كَمَا سَيَأتِي فِي الْأَصْلِ الرَّابِعِ.

 

Tevhidin bu kısmını müşrikler inkâr etmez ve Allah’a ortak koşmazdı. Bilakis bu tevhidi kabul ederlerdi. Dördüncü asılda bu konu gelecektir.

 

           Müşrikler; bu tevhidin kısmını kabul ediyordu. Geçen dersimizde söylediğimiz gibi Müşrikler; Allah’a inanıyor, yerleri ve gökleri düzenleyenin, meydana getirenin ve rızık verenin Allah olduğunu doğruluyordu. Onların sorunu Allah’a inanmakta değildi aksine onu ibadette birlemekteydi.

اَلْقِسمُ الثَّانِي: تَوحيدُ الْعِبادةِ وَمَعْنَاهُ: إِفْرَادُ اللهِ وَحْدَهُ بِجَمِيعِ أَنْوَاعِ الْعِبَادَاتِ الْآَتِي بَيَانُهَا. فَهَذَا هُوَ الَّذِي جَعَلُوا لِلهِ فِيهِ شُرَكَاءَ. وَلَفْظُ الشِّرِيكِ يُشْعِرُ بِالْإقْرَارِ بِاللهِ تَعَالَى.

İkinci kısım: İbadet tevhidi. Bu Tevhidin anlamı: ”İbadetlerin hepsinde Allah’ı birlemektir. İşte onların şirk koştukları Tevhid budur. Şerik (ortak) kavramı dahi Allah’ın varlığının ikrarını içerir/ifade eder.

İkinci kısım olan Tevhid ise; İbadet tevhididir. Yani uluhiyet tevhidi. Bu tevhidin manası ise: “Allah’ı ibadette birlemektir.” Yani Allah’ın ve Resulünün haber verdiği ibadetin hepsini yalnız Allah’a yapmaktır.  Namazı, orucu, zekâtı, haccı, kurbanı, duayı, sığınmayı yalnız Allah’a yapmaktır. Kim bir ibadetinde Allah’tan başka kimseye yönelirse şirk koşar. Şirk kelimesinin içinde Allah’ı kabullenmek ve ona başka birini ortak edinmek vardır.

 

فَالرُّسُلُ عَلِيهِمٌ السَّلَامُ بُعِثُوا لِتَقْرِيرِ الْأَوَّلِ وَدَعَاءِ الْمُشْرِكِينَ إِلَى الثَّانِي، مِثْلُ قَوْلِهِمْ فِي خِطَابِ الْمُشْركِيِنَ:

Resuller, birincisini tasdik ikincisini de insanları davet etmek için gönderilmişlerdir. Müşriklere şöyle söylemeleri bunun örneğidir:

Resuller ilkin birinci tevhidi tasdik etmek, sonra da ikinci tevhide insanları davet etmek için geldiler, kavimleri onların ikinci tevhid kısmına karşı çıktı, onların kavgası Allah’ın ibadette birlememekti zira onlar putlarını Allah’a ortak koşuyordu.

قَالَتْ رُسُلُهُمْ أَفِي اللَّهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ

Resulleri dedi ki: ’Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; (İbrahim-10)

 

 

هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ

 Allah’tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O’ndan başka ilah yoktur. (Fatır-3)

 

 

 

 

 

وَنَهْيِهِمْ عَنْ شِرْكِ الْعِبَادَةِ، وَلَذَا قَال اللهُ تعالى

İbadette şirk koşulmasını nehyetmesine delil olarak şu ayetleri zikredebiliriz.

 

 

 

 

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولًا أَنِ اُعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ

Andolsun ki biz, "Allah’a kulluk edin ve Tâğut’tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. (Nahl-36) 

 

 

أَيْ قَائِلِينَ لِأُمَمِهِمْ أَنِ اعْبُدُوا اللهَ. فَأَفَادَ بِقَوْلِهِ (فِي كُلِّ أُمَّةٍ) أَنَّ جَمِيعَ الْأُمَمِ لَمْ تُرْسَلْ إِليهمْ الرُّسُلُ إِلَى لِطَلَبِ تَوْحِيدِ الْعِبَادَةِ، لَا لِلتَّعْرِيفِ بِأَنَّ اللهَ هُوَ الْخَالِقُ لِلْعَالَمِ وَأَنَّهُ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرضِ، فَإِنَّهُمْ مُقِرَّونَ بِهَذَا. وَلِهَذَا لَمْ تَرِدْ الْآَيَاتُ فِيهِ ـ فِي الْغَالِبِ ـ إِلَّا بِصِيغَةِ اِسْتِفْهَامِ التَّقْرِيرِ،

Yani kavimlerine kulluk edin dediler. Her ümmetten sözünün anlamı ise onlara Risalet ve Nübüvvet ancak İbadet tevhidi için verildi demektir. Yoksa sırf Allah’ın evreni yarattığını ve O’nun gökleri ve yerleri yarattığını tanıtmak için değil. Onlar zaten bunu ikrar ediyorlardı. Bunun için ayetler genellikle takriri istifham (olumlu olanı onaylayıcı soru) biçiminde gelmiştir.

       Müşrikler Allah’ı biliyordu, bu nedenle de soru şekli onaylayıcı üslupla gelmiştir. Resuller gelin Allah’a iman edin demedi aksine Allah’ı ibadette birleyin dediler. Ayetlerin genel ifadesi budur.

 

هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ

 Allah’tan başka bir yaratıcı var mı?

 

أَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

O halde, yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla düşünmüyor musunuz? (Nahl-17)

 

 

قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ

De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen Allah’tan başkasını mı dost edineceğim! (Enam-14)

 

هَذَا خَلْقُ اللَّهِ فَأَرُونِي مَاذَا خَلَقَ الَّذِينَ مِنْ دُونِهِ بَلِ الظَّالِمُونَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

İşte bunlar Allah’ın yarattıklarıdır. Şimdi (ey kâfirler!) O’ndan başkasının ne yarattığını bana gösterin! Hayır (gösteremezler)! Zalimler açık bir sapıklık içindedirler. (Lokman-11)

 

   أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمَاوَاتِ

De ki: Söylesenize! Allah’ı bırakıp taptığınız şeyler yeryüzünde ne yaratmışlar; göstersenize bana!  (Ahkaf-4)

 

 

 اِسْتِفْهَامُ تَقْرِيرِ لَهُمْ لِأَنَّهُمْ بِهِ مُقِرُّونَ.

وَبِهَذَا تَعْرِفُ أَنَّ الْمُشركينَ لَمْ يَتَّخِذُوا الْأَصْنَامَ وَالْأَوْثَانَ وَلَمْ يَعبدُوهَا وَلَمْ يَتَّخِذُوا الْمَسيحَ وَأُمَّهُ وَلَمْ يَتَّخِذُوا الْمَلائكةَ شُركاءَ لِلَّهِ تَعَالَى لِأَنَّهُمْ أَشْرَكُوهُمْ فِي خَلْقِ السَّمواتِ والأرضِ، بَلْ اتَّخَذُوهُمْ لِأَنَّهُمْ يُقَرِّبُونَهُمْ إِلَى اللهِ زُلْفَى، كَمَا قَالُوهُ. فهم مقرون بالله في نفس كلمات كفرهم وأنهم شفعاء عند الله.

Bu takriri istifhamdır ve onların bunu kabul ettiklerini gösterir. Buradan da anlamış olursun ki; müşrikler putları ve heykelleri, Hristiyanlar mesih’i,  annesini ve melekleri, göklerin yerin ve kendi nefislerinin yaratılmasında, Allah’a ortak koşup ibadet ettikleri için müşrik olmadılar, onlar Allah’a ortak koştuklarının kendilerini Allah’a yaklaştırdıklarını zannettikleri için müşrik oldular. Onlar küfür sözlerinde bile, Allah’ın varlığını ikrar etmektedirler. Onlara göre bunlar, Allah katında onlara şefaat edicidirler.

             Onların şirki yukarıda sayılanları ilah edinmekle, Allah yerine koymakla, sizler bizim için birer Allah’sınız demekle olmadı aksine Allah’a ibadette ortak koşmakla gerçekleşti. Bu demektir ki; şirk Allah’a inanmakla gerçekleşti. Müşrikler, putlarına yaptıkları ibadetin Allah katında kabul edileceğini, bu ibadetlerinin de kendilerini Allah’a yakınlaştıracağını iddia ederek şirk koşmuştu. Burası önemli noktadır, hatta en can alıcı noktadır, onlar putlara yaptıkları ibadetin kendilerini Allah’a yakınlaştıracağını sanarak Allah ile aralarında şefaatçi (yardım edici) varlıklar olarak iman ettiler. Ne diyorlardı:

 

وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى

O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. (Zümer-3)

        Bu ayette de haber verildiği gibi putlarının öldüren, dirilten, yediren, içiren, işleri çeviren olarak görmüyorlar sadece ibadetlerini Allah’a direk yapmak yerine onlara yaparak Allah’a yakınlaşacaklarını söylüyorlardı, Allah putlarına şefaat etme (yardım etme-dertlerini giderme-ibadete etme) hakkı vermedi ki: ! Allah’ın ibadette ortağı mı var ki? Bu nasıl bir düşüncedir? Bu küfürden Allah razı olur mu? Allah, kendisine ortak koşulmasına izin mi verdi? Bu nasıl olur? Kuran’ın ve resullerin davetine muhalif değil mi?

 

قَالَ اللهُ تَعَالَى وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلَاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve: Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır, diyorlar. De ki: "Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir." (Yunus-18)

 

 

 

 

          Müşrikler; putlarını dünyada ve ahirette kendilerine yardım edici varlıklar görüp Allah’ın ibadet hakkını ihlal ediyorlar ve şirk koşuyorlardı. Dünyada her türlü sıkıntıyı onların gidereceğini söylüyorlardı, oysa Allah’ın ortağı mı var ki bunu iddia ettiler!

فَجَعَلَ اللهُ تَعَالَى اتِّخَاذَهُمْ لِلشُّفَعَاءِ شِركَا وَنَزَّهَ نَفْسَهُ عَنْهُ لِأَنَّهُ لَا يَشْفَعُ عِنْدَهُ أَحَدٌ إِلَّا بِإِذْنِهِ، فَكيفَ يُثْبِتُونَ شُفَعَاءَ لَهُمْ لَمْ يَأْذَنْ اللهُ لَهُمْ فِي شَفَاعَةٍ وَلَا هُمْ أَهْلٌ لَهَا وَلَا يُغْنُونَ عَنْهُمْ مِنَ اللهِ شَيئاَ؟

Allahu Teala onların taptıklarını şefaatçi edinmelerini şirk olarak tanımladı. Allahu Teala kendisini bundan tenzih etti, Çünkü O’nun katında O’nun izni olmadan kimse şefaat edemez. Buna rağmen nasıl oluyor da onlar, Allah’ın kendilerine şefaat etmelerine izin vermeyeceği kimseleri şefaatçi olarak gösterebilirler? Ne onlar şefaati hak etmişlerdir ve ne de şefaatçi edinmeye çalıştıkları kimseler onlara Allah’ın hükmü karşısında bir fayda vereceklerdir.

            Şefaat hakkı ancak Allah’ındır. Ondan başkasından şefaat istemek şirktir. Hiçbir Allah’ın dışında yardım etmesi mümkün değildir, buna da layık değillerdir. Dünyada yardım edecek ancak Allah’tır. Onun dışında birinin yardımını iddia etmek şirktir. 

Eklenme : 06/10/2016 18:29 İzlenme : 366
Oylama :     Uyarı : Oy verebilmek için üye girişi yapmanız gerekir
Link :
Yorum : Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız...
Giriş için tıklayınız...




Paylaş Delicious Stumble


Yunus:109 (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

 

 

 

 

 

Davet