Üye Paneli
E-posta :
Şifre :
» Şifremi Unuttum
» Üye Olmak İstiyorum...
Duyuru Listesi
Ad Soyad
E-posta

İstatistik

Bugün : 52
Dün : 837
Bu Ay : 13859
Geçen Ay : 24883
Toplam : 2919163
 
  » Tathiru’l İtikad Şerhi-2.Ders
    » Görüntülü Dersler » Akide » Tathiru’l İtikad » Tathiru’l İtikad Şerhi-2.Ders

 

 

 

 

وَكَفَى بِاللهِ شَهِيدًا. صَلَّى اللهُ عَلَيهِ وَعَلَى آَلِهِ وَالتَّابِعِينَ لَهُ فِي السَّلَامَةِ مِنَ الْعُيُوبِ وَتَطْهِيرِ الْقُلُوبِ مِنْ اِعْتِقَادِ كُلِّ شَيءٍ يَشُوبُ.

وبعد :

Şahit olarak Allah yeter. Allah’ın salat ve selamı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e Onun ashabına ve Ona ayıplardan uzak durarak uyanların ve kalpleri her tür kötü itikadden uzak olanların üzerine olsun.

              Sözümüze, amelimize, itikadımıza şahit olarak ALLAH yeter, Allah’ın Nebiye salatı demek, onun melekler nezdinde göklerde ve yerde övülmesidir, meleklerin ona salatı ise; duadır.  Bizler de salat getirmekle, nebimize dua ediyor ve selam iletiyoruz. Ayrıca duamızı ve selamımızı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in seçkin temiz şerefli ashabına iletiyoruz, Onlar ki; itikatlarını her tür şirkten, küfürden, hatadan ve ayıptan temizlemiş örnek nesildir. Rabbim, bu yoldan ayırmasın.

فَهَذَا (( تَطْهِيرُ الْاِعْتِقَادِ مِنْ أَدْرَانِ الْإِلْحَادِ )) وَجَبَ عَلَيَ تَأْلِيفُهُ وَ تَصْنِيفُهُ وَتَعَيَّنَ عَلَيَّ تَرْصِيفُهُ

Tathiru’l itikad An Edrâni’l İlhâd adlı kitabımı yazmayı, telif etmeyi farz gördüm.

 

          Müellif bu cümlesinde “ Kitabı yazma sebebini şerî bir görev olarak görmekte, içinde bulunduğu vakıanın kendisini buna zorladığını, bu nedenle de ümmete hakkı beyan etmek ve şerden sakındırmak için böyle zor bir kitaba adım attığını” beyan etmektedir.

 

        Geçmişte kitaplar, Toplumun ihtiyacına, içine düştüğü itikadi-ameli-ahlaki hatalardan ve sorunlardan temizlemek için yazılırdı. Böylece eserler yüzyıllarca sevilir, elden ele dolaşır, kütüphanelerde korunur, âlimler tarafından şerh edilirdi. Bu durum o kitabın kabulüne, sevildiğine, ümmet tarafından takdir edildiğine işaret ederdi. Şimdi ise kitaplar riyakârlığın, şöhret kazanmanın yoluna kurban edilmiştir. Bu nedenle de her asra hitap eden, her asrın sevdiği eser olmaktan uzaklaşmaktadır.

        Tathir ne demektir? Tathir temizlemek manasına gelir. Bu temizleme hem maddi hem manevi kirden temizlemeyi içine alır. Maddi tathir/temizleme bedende, ibadet edilen yerde görülen necaseti şerî temizleyicilerle temizlemekle olur. Manevi tathir/temizlik ise; kalbin şirkten, küfürden, batıl itikatlardan temizlemekle gerçekleşir.

        İtikad ne demektir? İtikad; kalbin hak olsun batıl olsun inandığı, doğruladığı inançtır. Bu tanım gereği, itikad hak ve batıl olmak üzere iki türlüdür. Hak itikad; ehl-i sünnet akidesidir. Batıl itikad; ehl-i sünnet dışı akidelerdir.

     Kitabın ismi içinde geçen أَدْرَانُ Edrân ne demektir?  أَدْرَانُ kelimesi  دَرَنُ’nin çoğuludur, manası ise kirler, pislikler demektir. Yani, itikadde yer alan her tür şirk, küfür, batıl ne varsa burada kir anlamında kullanılmıştır.

        İlhâd ne demektir? Doğru akideden, Tevhid yolundan sapmak manasına gelir. İlhad akidede, amelde, ahlakta, davette ve cihad da gerçekleşir.

 

              Bu açıklamalardan kitabın isminin manası sonra şöyle ifade edilebilir: “İtikadı şirk- küfür-batıl akide kirlerinden temizlemek”  O halde; müellif; eserini itikadı her tür batıl itikatlardan arındırmak için yazmıştır. İnsan;
 akidesini arındırmadan doğru amele ve ahlaka ulaşamaz. Sahih akide, bize doğru bakış kazandırır. Peki müellif kitabı acaba niçin yazmıştır? Gelin bunu kendi kaleminden öğrenelim.

 

 لِمَا رَأَيْتُهُ وَ عَلِمْتُهُ يَقِينًا مِنْ عُمُومِ اِتِّخَاذِ الْعِبَادِ الْأَنْدَادِ فِي الْأَمْصَارِ وَالْقُرَى وَجَمِيعِ الْبِلَادِ مِن الْيَمَنِ وَالشَّامِ وَنَجْدٍ وَتَهَامَةَ وَجَمِيعِ دِيَارِ الْإِسْلَامِ،

Yemen’in birçok beldesinde, köylerinde, şehirlerinde, Şam, Mısır, Necd, Tihame ve tüm İslam beldelerinde insanların genelinin -yardım istemek ümidiyle-putlar edindiklerini gördüm ve öğrendim.

       Müellifin yaşadığı İslam beldelerinde Yemen’de, köylerinde ve şehirlerinde- yaşayan insanlar, ilk asrın bıraktığı tertemiz tevhid akidesini terk etmiş, şirke doğru yönelerek Kuran ve sünnet muhalif batıl akideler üretmeye başlamıştı. İnsanın insana ve taşa kulluğunu kaldırmak için gelen son din İslam özünden uzaklaştırılarak insana tapar, taşa tapar, ölüye tapar hale getirilmişti.

 

          Salih denilen zatların kabirleri yükseltilmiş insanlar onlardan yardım ister bir hale gelmişti. Uzakta yaşayan efendiler yüceltilmiş onlardan yardım istemek amacıyla dua edilmeye başlanmıştı. Onların her şeyi gördüğü, bildiği ve yardıma geldiği iddia edilerek şirkin çirkin yüzü bir kez daha hortlatılmıştı. Böylece yukarı da adı sayılan birçok beldenin kabirleri tapılan bir mabed haline getirilmişti. Bu durum, Tevhid açısından vahim bir gelişmeydi. Tevhidi tehdit eden, ona karşı şeytanın kurduğu büyük bir tuzaktı. Bu tuzak durdurulmalıydı. Müellif böyle bir toplumun içinde yaşıyordu. Bu tuzağı görüyordu. Ona karşı Tevhid silahını kuşandı.

وَهُوَ الْاِعْتِقَادُ فِي الْقُبُورِ وَفِي الْأَحْيَاءِ مِمَّنْ يَدَّعِيْ الْعِلْمَ بِالْمُغَيَّبَاتِ وَ الْمُكَاشَفَاتِ وَهُوَ مِنْ أَهْلِ الْفُجُورِ، لَا يَحْضُرُ لِلْمُسْلِمِينَ مَسْجِدًا وَلَا يُرى لِله رَاكِعًا أَوْ سَاجِدًا، وَلَا يَعْرِفُ السُّنَّةَ وَلَا الْكِتَابَ وَلَا يَهَابُ الْبَعْثَ وَلَا الْحِسَابَ.

Edindikleri itikad şuydu:  Gayb ve keşif sahibi oldukları iddia edilen kişilerin, kabirlerden ve yaşayanlardan medet ummalarıdır.  Bu itikad sahipleri fücur ehlindendir. Bu kimseler; Müslümanların mescidine gelmiyor, Allah’a rükû ederken ve secde ederken görülmüyor, ne Allah’a ve ne de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini biliyor, haşr ve hesap gününe de inanmıyordu.

            Kabirde yatanların ve uzakta yaşayan kimselerin gaybı bildiğini iddia eden sofilerin, tarikat ehlinin edindiği itikattır. Bu kimseler kabir olan mescidleri seçiyor, onlara secde ediyor, onlardan yardım talep ediyor, ne Allah’a ne Resule itaat ediyorlardı.

        Ayrıca üzerlerinden ibadet yükümlülüğünün kalktığına inanıyorlar ve mescidlere gelmiyorlardı. Bu kimseler Allah’a değil kabre secde ediyor, bu nedenle de Allah’a rükû ve secde ederken görülmüyorlardı. Bu kimseler aynı zamanda ne kitabın davet ettiği tevhid gerçeğini hakkıyla biliyor, ne sünnetin öğrettiği ibadet kavramını kavrıyordu.

        Aynı zamanda yeniden dirilişe ve hesap gününe de inanmıyorlardı. Bu itikad başlı başına batıldı, onları hakka davet etmek, batıldan sakındırmak için bu eseri yazmayı kendime farz gördüm.

 

فَوَجَبَ عَلَيَّ أَنْ أُنْكِرَ مَا أَوْجَبَ اللهُ إِنْكَارَهُ، وَلَا أَكُونُ مِنَ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَوْجَبَ اللهُ إِظْهَارَهُ. فَاعْلَمْ أَنَّ هَهُنَا أُصُولاً هِيَ مِنْ قَوَاعِدِ الدِّينِ، وَمِنْ أَهَمِّ مَا تَجِبُ مَعْرِفَتُهُ عَلَى الْمُوَحِّدِينَ:

Yine anladım ki; Allah’ın reddettiğini inkâr edip O’nun razı olduğu şeyi gizleyenlerden olmamak için kendime bunu vacip gördüm. Kitabımda bunun için muvahhidlerin bilmesi vacip olan en önemli kaideleri dile getirmeye çalıştım.

       Bu eseri yazmamda ki temel neden, münkeri inkâr etmektir. Yani kabirlerden medet isteme neticesinde oluşan şirki, küfrü, batılı ve haramı inkâr edip, hakka davet etmektir. Bunu yapmayı kendime vacip gördüm ve Müslümanların bilmesi içinde temel kaideler belirledim.

 

 

Eklenme : 19/08/2016 19:23 İzlenme : 411
Oylama :     Uyarı : Oy verebilmek için üye girişi yapmanız gerekir
Link :
Yorum : Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız...
Giriş için tıklayınız...




Paylaş Delicious Stumble


Yunus:109 (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

 

 

 

 

 

Davet