Üye Paneli
E-posta :
Şifre :
» Şifremi Unuttum
» Üye Olmak İstiyorum...
Duyuru Listesi
Ad Soyad
E-posta

İstatistik

Bugün : 836
Dün : 684
Bu Ay : 16411
Geçen Ay : 24883
Toplam : 2921715
 
  » Tathiru’l İtikad Şerhi 1.DERS
    » Görüntülü Dersler » Akide » Tathiru’l İtikad » Tathiru’l İtikad Şerhi 1.DERS

 

 

 

Şerhu Tathiru’l itikâd an edrâni’l İlhâd-İmam Es-San’ânî

Şârih: Ubeydullah Arslan

İmam es-Sana’ani kimdir?

               Asıl adı Muhammed ibn İsmail el-Emir Essen’ânî. Hicri 1099 miladi 1680’de Yemen’in Kahlan bölgesinde doğdu. Nesebi, Hasen ibn Ali ibn Ebi Talib’e dayanır. Künyesi Ebu İbrahim’dir. İbrahim en büyük oğludur. Lakabı ise el-Bedr’dir. Nasıl hilal tam olunca bedr ismini alır San’ani’de ilimde ve edepte kamil olunca bu isimle anılmıştır. İmam San’ânî ayrıca el-Emir lakabıylada meşhudur.

                 Hicri 1107’de babasıyla beraber Medine’ye taşındı. İlmini tamamlayınca Yemen’in başkenti Sana’ya taşınmış ve ölünceye kadar da orada kalmıştır. Hafızdı, alimdi, zahiddi, davetçiydi.

             Sultanlar onu bir çok kez kadı olmaya çağırdı, görev verdi, o her defasında reddedip ilim ve davet yolunda çaba gösterdi. İmam San’ânî ilmini alim olan babasından ve ilk doğduğu beldeden aldı. Fıkıh, nahıv, beyan, usulu’d din, hadis ve diğer ilimlerde çok yetenekliydi. Hocaları onu takdir eder, onların huzurunda hadis ezberinden dolayı övülürdü. Hicri 1182 yılında Sana’da vefat etti. Önemli eserleri şunlardır.

1-Tavdihu’l Efkâr Şerhu Tengihi’l Enzâr.

2-Subulu’s Selâm.

3-Minhetu’l Gaffâr

4-İsbali’l Matar ala kasbi’s Sukker

5-el-Mesâilu’l Mardiyye fi beyanî itifaki ehli sünneti ve zeydiyyeti.

6-Tathiru’l itikâd an edrâni’l İlhâd.

 

 

بسم الله الرحمن الرحيم

 

              Müellif, eserine Kuran’ın besmeleyle başladığı gibi besmeleyle başlamış, böylece ona uyarak, onun eksenini takip ederek, ecir elde etmek ve bereket kazanmak ümidi taşımıştır. Ayrıca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de mektuplarına besmeleyle başlardı. Bu bir sünnettir. Âlimlerin geleneksel giriş kalıbıdır.  

 

اَلْحَمْدُ لِلهِ الَّذِي لَا يَقْبَلُ تَوْحِيدَ رُبُوبِيَّتِهِ مِنْ الْعِبَادِ حَتَّى يُفْرِدُوهُ بِتَوْحِيدِ الْعِبَادَةِ كُلَّ الْإفْرَادِ مِنْ اِتِّخَاذِ الْأنْدَادِ.

Hamd Allah’a olsun. O Allah ki; kullarından Rububiyet tevhidini, onlar Allah’ı ibadet/ulûhiyet tevhidinde hakkıyla birlemedikçe asla kabul etmeyecektir.

           Müellif, ilk cümlesine Allah’a hamd ederek devam etmiştir. Ayrıca Kuran’da ilk ayetine bildiğiniz gibi “Hamd alemlerin Rabbine aittir buyurarak” Allah’a hamd ile başlar.

            Hamd Allah’a olsun. El-Hamd kelimesinde yer alan “el” takısı istiğrak içindir. Yani “tüm hamd, övgü, sena yalnız Allah’a aittir” demektir. Hamd; övgüdür, senadır. Medhetmek övülen birini methetmektir, övmektir, övülen varlık bir konuda veya birkaç konuda övülürken bazı konularda övgüye layık olmayabilir. Hamd böyle değildir, medhetmekten daha geniştir, tüm övgüyüm kapsar. Bu sebeple tüm övgü Allah’a aittir.

          Hamd ve şükür arasında ne farkı vardır? Arasında umum ve husus ilişkisi bulunur. Yani, hamd dille olur, şükür ise hem dille, hem fiille hem itikatla olur. Özetle el-Hamd dediğimizde; yerlerde ve gökte tüm övgüler, senalar yalnız Allah’a aittir, yalnız Allah ona hak sahibidir.

            Müellif; cümlenin devamında şöyle demektedir. “O Allah ki; kullarından Rububiyet tevhidini, onlar Allah’ı ibadet/ulûhiyet tevhidinde hakkıyla birlemedikçe asla kabul etmeyecektir.”

            Yani; müşrikler cahiliye döneminde Allah’ı bilir, tanır, itiraf ederdi, bu durum onların Rububiyet tevhidini yani yaratma, öldürme, rızık verme konusunda Allah’ı birlediklerini ispat eder. Fakat aynı müşrikler, ibadette, duada, yardım dilmede, hüküm belirlemede Allah’a birlemiyordu. İşte bu durum onların şirk koşmasına sebep olmuştu. Allah yaratandır deyip ibadette ona hakkıyla kulluk etmiyor şirke bulaşıyorlardı. İslam ve Onun şanlı Resulleri insanları bu gerçeğe davet etmek için gelmiştir.

            Şu ayet açıkça müşriklerin Allah’ı yaratan, öldüren, rızık veren biri olarak kabul ettiğini ispat eder. “Andolsun onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette "Allah" derler. O halde nasıl (Allah’a kulluktan) çevriliyorlar?” (Zuhruf-87) Bir başka ayette: “(Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare ediyor? "Allah" diyecekler. De ki: Öyle ise (Ona âsi olmaktan) sakınmıyor musunuz?” (Yunus-31) O halde müşrikler, Allah’a inanırdı fakat ibadeti, duayı, hükmü ona ait kılmazlardı.

           İmam San’ânî bu cümlesinde; ulûhiyet tevhidinin önemini vurguluyor. İnsan, Allah’ın rububiyette tekliğini kabul etse fakat ulûhiyette birlemese tevhidinin kabul edilmeyeceğini, tevhidin noksan kalacağına işaret ediyor. O halde; insan Allah’ı ibadette birlemedikçe ne kadar var olduğuna iman etse de tevhid akidesi üzerine olamayacağını bildirir. Kişi; ulûhiyet tevhidini kabul etmedikçe asla İslam dairesine girmeyecektir. İslam’ın asıl gayesi bu gerçeğe davettir. Tüm Resuller ve onları izleyen davetçiler; bu kutlu davetin çağırıcısı olmuştur.

 

            Bu gerçeği anladıktan sonra şunu bilmekten fayda vardır. İnsanlar, uzun yıllar dinden, imandan, haktan, Kuran’dan ve doğru akideden uzak yaşatılmıştır. Başka tabirle dinleri elden alınmış, şirke, küfre, harama sürüklenmişlerdir. Bu gerçeği görerek onları bilmedikleri bu konularda dışlamak, tekfir etmek, ayıplamak, müşrik olarak ilan etmek davet kuralına ve fennine terstir. Bizlere düşen, onların cehaletini görüp delille beyan etmektir. Onları tekfir edip Müslüman toplumun dairesinden tecrid etmek davete muhaliftir. Akıllı ve âlim insan, insanları ayıplamakla değil eğitmekle, hakka davet etmekle uğraşır. Resullerin, gönderildikleri kavimlere takındıkları tavırda bu olmuştur.

 

فَلَا يَتَّخِذُونَ لَهُ نِدَّا. وَلَا يَدْعُونَ مَعَهُ أَحَدًا.

Allah’ın kulları, O’na ne birini denk koşarlar ve ne de Onunla beraber bir başkasına ibadet ederler.

Nid, tekil endâd ise çoğuldur. Manası ise; denk, eş, benzer demektir. Müellif, bu cümlesinde muvahhid Müslümanın sıfatını, akidesini, kimliksel itikadını beyan ediyor. Böyle bir muvahhid insan, Allah’ın bir denginin, benzerinin, eşinin olmadığına inanır. Ayrıca onunla beraber herhangi bir varlığın ibadete layık olduğuna iman etmez. Zira böyle inanmak şirktir. Bu durumda, Allah’ın ne rububiyetinde ne ulûhiyetinde eşi, dengi, benzeri yoktur. O zatında, sıfatında, fiilinde tektir. İbadet yalnız ona aittir. Kim Allah’a bir kimseyi eş, denk, benzer kılarsa şirk işler. Kim Allah’la beraber birine ibadet eder, dua eder, yalvarır, medet isterse şirk işler. Bu yüzden en büyük günah nedir diye sorulduğunda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Allah seni yarattığı halde ona ortak koşmandır.” (Buhârî-Muslim)

 

وَلَا يَتَّكِلُونَ إِلَّا عَلَيْهِ. وَلَا يَفْزَعُونَ فِي كُلِّ حَالٍ إِلَّا إِلَيْهِ. وِلَا يَدْعُونَهُ بِغَيْرِ أَسْمَائِهِ الْحُسْنَى. وَلَا يَتَوَصَّلُونَ إِلَيْهِ بِالشُّفُعَاءِ. (مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ).

Ondan başkasına tevekkül etmezler. Hangi halde olursa olsunlar Ondan başkasına sığınmazlar. Ona güzel isimlerinden başka bir isimle duada bulunmazlar ve O’na aracılarla ulaşmak istemezler. “Onun katında onun izni olmadan kim şefaat edebilir?” (Bakara-255)

             Yani; Allah’ın muvahhid kulları Allah’tan başkasına tevekkül etmezler. Hangi şartta zorlukta olursa olsunlar Allah’tan başkasına sığınmazlar. Zira başkasına tevekkül ve sığınmak şirktir. Müslüman ancak Allah’a tevekkül eder, yani güvenir ve sığınır. Yine Allah’ın güzel isimleriyle ve yüce sıfatlarını söyleyerek dua ederler, Duada onun isminin dışında birine asla yer etmezler. Zira bu duada şirktir.

              Yine duanın kabulünde, bir istekte Allah’la aralarına bir aracı, şefaatçi koymazlar yahut Allah’ı terk edip başkasından yardım talep etmezler. Bu durumda aynı şekilde şirktir. Allah şöyle buyurur: “Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve: Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır, diyorlar. De ki: "Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir." (Yunus-18) Allah ayetinde şöyle buyurur: ““Onun katında onun izni olmadan kim şefaat edebilir?” (Bakara-255)

            Müşrikler; cahiliye döneminde olsun İslam’ın hakim olduğu dönemde olsun ondan başka ilahlara ibadet etmiş, başkalarından yardım istemiş, atalarının dinini de buna delil getirmiştir. Bazıları meleklere yalvarmış, bazıları Salihlere yalvarmış, bazıları ağaçlara, taşlara yalvarmış yardım istemiştir. Oysa ondan başkasından şefaat istemek –yardım dilemek- şirktir.

وَأَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ رَبًا وَمَعْبُودًا وَأَنَّ مُحمدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، اَلَّذِي أَمَرَهُ أَنْ يَقُولَ (قُلْ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعًا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَاءَ اللهُ)، وَكَفَى بِاللهِ شَهِيدًا. صَلَّى اللهُ عَلَيهِ وَعَلَى آَلِهِ وَالتَّابِعِينَ لَهُ فِي السَّلَامَةِ مِنَ الْعُيُوبِ وَتَطْهِيرِ الْقُلُوبِ مِنْ اِعْتِقَادِ كُلِّ شَيءٍ يَشُوبُ.

وبعد :

Şehadet ederim ki; İlah ancak Allah’tır. Ondan başka ilah olmadığı gibi ortağı da yoktur. Kendisine kulluk edilecek Rab ancak O’dur ve yine şehadet ederim ki; Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve resulüdür. Ona şunu emretti: “De ki; ben Allah’ın dilediğinden başka kendim için bir yarar ve ne de bir zarara malik değilim” (Araf-188)

 

                Müellif bu cümlesinde ise; şehadet getirmekte, Allah’ın birliğini itiraf etmekte, İbadet edilecek mabudun yalnız Allah olduğunu haykırmakta, Yine son Resulün de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu ilan etmektedir. Son cümlede ise; Allah’ın peygambere yarar ve zarar verenin yalnız kendisi olduğunu bilmesi için ayet indirdiğini aktarmaktadır. 

Eklenme : 02/08/2016 08:26 İzlenme : 507
Oylama :     Uyarı : Oy verebilmek için üye girişi yapmanız gerekir
Link :
Yorum : Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız...
Giriş için tıklayınız...




Paylaş Delicious Stumble


Yunus:109 (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

 

 

 

 

 

Davet