Üye Paneli
E-posta :
Şifre :
» Şifremi Unuttum
» Üye Olmak İstiyorum...
Duyuru Listesi
Ad Soyad
E-posta

İstatistik

Bugün : 1961
Dün : 734
Bu Ay : 25744
Geçen Ay : 33887
Toplam : 2758203
 
  » Peygamberin ahlakından örnekler-Almanya Semineri
    » Görüntülü Dersler » İslam’a Davet Seminerlerim » Peygamberin ahlakından örnekler-Almanya Semineri

 

PEYGAMBERİN AHLAKINDAN ÖRNEKLER

الْحَمْدُ لِلَّهِ وَلِيِّ الْمُتَّقِينَ، وَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى خَيْرِ الْمُرْسَلِينَ، وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

            Hamd âlemlerin Rabbine salât ve selâm Tevhid muallimi, ahlak örneği, kalplerin sevgilisi, âlimlerin önderi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerine olsun.

           Ya Rabbi! Bize hakkı hak göster ona tutunmayı kolaylaştır, batılı batıl göster, ondan uzak kalmayı sevdir, Sen her şeye kadirsin. Rabbim, cümlemizi İslam üzere muhafaza buyursun. Güzel ahlaktan uzaklaştırmasın. Bugünkü seminerimizin konusu “Peygamberin ahlakından örnekler”

          Allah, Rasulullah sallallahu aleyhi ve Sellem’i milyarlarca insanın kalplerine bakarak son Resul olarak seçti. O, seçilmiş, övülmüş, sevilmiş, örnek gösterilmiş en üstün insandır. İnsanı üstün kılan onun Rabbine olan yakınlığı, itaati, teslimiyetidir.

         Allah, onu insanlara örnek gösterdi. İnsanlık onunla hem hidayeti hem güzel ahlakı öğrendi. Allah, onu övdü. Nitekim bu hususta Allah şöyle buyurur:

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.(Tevbe-128)

           Allah, ayetinde peygamberin müminleri sevdiğini, onlara çok düşkün olduğunu,şefkatli davrandığını, merhametli tavır içinde olduğunu haber verir. İşte Peygamber böyle güzel bir ahlak sahibiydi. Bir başka ayette şöyle buyrulur:

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ

“O zaman, Allah’tan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Ve eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, mutlaka senin etrafından dağılırlardı.(Al-i İmran-159)

           Allah, bakınız Resul’ümüzün müminlere merhamet ettiğini, yumuşak davrandığını, böylece kalpleri kazandığını, katı yürekli kaba bir eylem içinde olmadığını haber vermiştir. Eğer böyle yapmış olsaydın, etrafında dağılır giderlerdi.

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem-4)

 

        Allah, bu ayetinde peygamberimizin güzel ahlakını övüyor. Böylece Allah indinde ki üstün kıymeti ortaya çıkıyor. Tüm bu ayetler onun kişiliğinin, edebinin, yapısının çok mükemmel olduğunu, övülen ve sevilen bir karakter taşıdığını ispat eder. Onun sevilmesine ve övülmesine neden olan temel faktör nedir? Tevhid, iman, salih amel, takvadır. Allah, bizim malımıza, rengimize, ırkımıza, milletimize bakmıyor. Kalplerde ki imana ve takvaya bakıyor. Bu yüzden Allah, “sizin en hayırlınız takvaca üstün olanlarınızdır” buyurur.

           Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yeryüzünün en güzel insanıdır. En temiz kişiliğidir. En üstün ahlaklı bireydir. En güzel ahlakla vasıflıdır. Kalplerin en çok sevdiği bir insandır.

            Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yüzünde tebessüm, dilinde zikir, davranışında örneklik olan ender bir insandır.

           Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem küçükten büyüğe, kadından erkeğe, köleden hüre herkes tarafından sevilmiştir.

          Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem cömert, temiz fıtratlı, hayalı bir kişiydi.

         Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Yüce değerleri sever, güzel düşünür, saygıyı muhafaza eder, hayrı sever, iyilik ederdi.

         Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem imana davet eder, tevhidi sevdirir, çocuklara güler, onlarla şakalaşır, eşine yardım eder, evladını terbiye eder, akrabasını gözetir, komşusuna iyi davranırdı.

            Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Güzel ahlak adına ne varsa hepsini yapısında toplamıştır. İnsanlığa yüce bir ahlak örneği olmuştur.

           Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sövmezdi, lanet okumazdı, güzel söz söylerdi, Müslüman kardeşini incitmezdi. 

           Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’le oturan, konuşan insan, onun güzel edebinden, davranışından etkilenir, ya Müslüman olurdu yahut onu överdi.

           Müsaade edin onun yaşamından bazı anılar nakledeyim ve sohbetimizi farklı bir atmosfere taşıyayım.

 

 

         Ebu Talib, Peygamberin amcasıydı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in babası ve annesi ölünce amcası Ebu Talib onun bakımını üstlenmiş, her zaman korumuş, merhamet etmiş, evlatlarından daha çok sevmiş, kendisi gelmeden sofraya oturmamıştır.

       Müşrikler; İslam dininin yayıldığını, müşriklerin tek tek tevhidi kabul ettiğini, güçlerinin kırıldığını görünce ebu Talib’e gelerek, “Ya Ebu Talib ! Artık sabredecek gücümüz kalmadı, bu yeğenin, dinimizi karalıyor, atalarımızı tenkid ediyor, putlarımızı yeriyor, yeni bir dine çağırıyor, evladı babaya düşürüyor, bununla konuş, bu dinden vazgeçsin” dediler. Ebu Talib de bu söz üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gitti.

         Peygambere şöyle dedi, “Oğlum, kavminle aranı açtın, atalarını yerdin, dinlerini karaladın, putlarını terk ettin, gel beni dinle bundan vazgeç, onlarla iyi geçin.”

         Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem amcasına:  “amcacığım, bir elime güneşi, bir elime ayı verseler, Allah bu dini zafere erdirinceye kadar bu dinden vazgeçmem.” Dedi.

        Durumunu izah ettikten sonra ağladı, amcası onun sözüne ve haline şahit oldu. Sonra Peygamber arkasını döndü gitti, biraz gitmişti ki amcası ona seslendi. “Oğlum sen dilediğini söyle, dilediğini yap” dedi, onu teyid etti.

         Bu olaydan görüyoruz ki, İslam davasını anlatmak zordur, düşman mutlaka sıkıntı verecektir, sevmeyenler çıkacaktır, şikâyet edenler olacaktır. Düşman en sevdiğimizle bizi dinden uzaklaştırmaya davet edecektir, bu durumda Allah’ın dinini seçmek zorundayız.

        Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Enes’i bir yere gönderdi, Enes de oraya gitmeyip çocuklarla oynamaya başladı. Peygamberimiz çok bekledi, Enes gelmeyince onu aramaya koyuldu. Onu çocuklarla oynarken buldu.

        Ona “ya Enescik sana emrettiğim yere gittin mi” buyurdu. Enes bunu duyar duymaz,“gidiyorum Ya Rasulullah” dedi ve gitmesi gereken yere gitti, Bunu nakleden Enes şöyle diyor, “Peygambere 9 yıl hizmet ettim yaptığım bir işten dolayı neden böyle yaptın neden böyle yapmadın dediğini işitmedim” 

          Peygamberin iman edenlere, yanında hizmet edenlere nasıl davrandığını görüyoruz.

        Amr ibn As rivayet eder, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem daima yüzünü bana döner benimle konuşurdu bundan dolayı da ashabın içinde en sevdiği kişinin kendim olduğuna inanırdım.

 

         Bir gün peygambere “ben mi hayırlıyım ebu bekir mi?” diye sordum, O da Ebu Bekir buyurdu,“peki ben mi hayırlıyım Ömer mi? Ömer”buyurdu. “Peki “Ben mi hayırlıyım Osman mı diye sordum, Osman” buyurdu, Bu sorulardan sonra bir daha sormaya cesaret edemedim.”

           Peygamber sevdiğine sadıktı, sevdiği kişiyi söylerdi, ilan ederdi, ashab arasında daha öncelikli kişiler vardı, zira onlar davetin ilk yıllarında ona yardım etmişlerdi.

          Aişe annemize onun ahlakı soruldu, Nasıl bir ahlaka sahipti? Aişe annemiz “Onun ahlakı Kuran” idi, Yani sözü, ameli, itikadı Kuran’a dayanırdı. 

          Ebu Yala, Bezzâr ve İmam Ahmed rivayet eder, Bedevi biri vardı, adı Zêhir idi.Köyünden gelince ille peygambere hediye getirir, hediye ederdi, Peygamberi çok severdi, kıymet verir, onunla olmayı çok isterdi. Peygamber hediye verip köyüne dönmek istediğinde ashabına dönerek şöyle buyururdu: “Şüphesiz ki Zahir, bizim köyümüzdendir, Biz de onun şehirde ki ev sahibiyiz.” Peygamber onu severdi, şakalaşırdı.

           Bir gün Zahir pazarda malını satarken peygamber arkasından gelerek iki eliyle Zêhir’in gözlerini arkadan kapattı. Zahir kim olduğunu bilmiyordu. Kimseyi de göremiyordu.

           Zahir “kimsen beni bırak, kimsin sen?” dedi, Peygamber elini bırakınca bir de baktı ki Rasulullah hemen sırtını peygamberin göğsüne sürttü, tebessüm etti. Peygamber daha sonra ikinci şakasına geçti, döndü pazarda ki insanlara bunu kim satın almak ister? Buyurdu.

         Zahir bu söz üzerine “Madem öyle Ya Rasulllah benden söylemesi, beni kimse satın almaz, benden zarara uğrarsın, para kazanamazsın” dedi. Rasulullah ona şöyle buyurdu: “Lakin iyi bil ki; Sen Allah’ın yanında değersiz değilsin, aksine çok kıymetlisin.” (Ahmed-Şuayb Arnavutî isnadının sahih olduğunu nakleder)

         Peygamber fakirlerle otururdu, onlarla şakalaşırdı, onlara tebessüm ederdi, onları motive ederdi, imanın insanı yücelttiğini söylerdi.

          Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yürüyordu, arkadan bir adam merkebiyle beraber peygambere yaklaştı. Ya Rasulullah hadi merkebime/eşeğime bin dedi, Peygamber döndü, adama baktı, yüce bir nezaket, edep ve vakar içinde “Merkebin sahibi ona binmeye daha hak sahibidir ancak bana izin verirsen başkadır” buyurdu, Adam “ izin veriyorum bin ya rasulullah dedi ve peygamber bindi. (Ebu Davud-Elbânî sahihu’l Câmi 1478, sahihtir)  

 

      Şimdi de Adiy ibn Hatim et-Tai’nin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemle yaşadıklarına gidelim ve dersler alalım.

          Adiy ibn Hatim et-Tai; kavminin seçkin, sevilen, sözü geçen bir lideriydi. Babasından bir liderlik ve mülk almıştı. Bir de kızkardeşi vardı, adı sefenatu bintu Hatim et-Tai’idi. Rasulullah sallallahu aleuhi ve sellem’in ashabı bir gazvede esir almıştı. Sefenatu bintu Hatim et-Tai de peygamberin huzuruna çıkarak babasını şöyle övmüştü. "Yâ Resûlallah! Ben, âileleri koruyan, esirlerin esaret bağlarını çözen, açları doyuran, çıplakları giydiren, misafirleri ağırlayan, yemekler yediren, selâmlaşmayı yayan Hâtem-i Tâî’nin kızıyım. Yâ Resûlallah! Babam dünyadan göçmüş, kardeşim ise kaçmış bulunuyor. Kurtulmak için verecek bir şeyim yok. Hürriyete kavuşmam için yüksek affına, merhamet ve şefkatına sığınıyorum.”

          Seffâne’nin kendisini böyle tanıtmasından memnun olan Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: "Ey kadın! Bu saydıkların gerçekten mü’minlerin sıfatındandır. Keşke baban Müslüman olsaydı da onu rahmetle ansaydık."(İnsanü’l-Uyûn, 3:224.) (İbni Hişâm, Sîre, 4226; İbni Kesîr, 4:124)

 

            Rasulullah Seffâne’yi de serbest bırakarak hürriyetine kavuşturdu. Lâyık olandan şefkat ve merhametini, af ve safhını asla esirgemeyen Resûl-i Kibriyâ bununla da kalmadı. Seffane’ye bol bol ikramda da bulundu. Ona elbise ve yol harçlığı vererek, güvenilir bir kafile ile de Şam’a, kardeşinin yanına gönderdi.(İbni Hişâm, Sîse, 4:225-226; Taberî, 3:149)

           Doğruca Şam’a varan Seffine derhal kardeşini buldu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gördüğü insanî muameleyi anlattı. Kızkardeşine yapılan bu şefkatli muamele, Adiyy’in düşündürdü ve "Bu zât hakkındaki fikrin nedir?" diye sordu.

         Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i mübârek simalarını bir kerecik gören ve onun bir tek insanî muamelesine mazhar olan Seffâne "Bana sorarsan, hemen gidip ona tâbi olmanı tavsiye ederim." dedi.

          Adiyy, bir müddet düşünceye dalınca, kızkardeşi buna hiç gerek olmadığını şu sözleriyle belirtti:   "Neden düşünüp duruyorsun? Eğer peygamberse, ona bir an evvel tâbi olur, büyük hayır ve fazilete erersin. Yok eğer hükümdar ise hiçbir şey kaybetmezsin. Yemen’deki saltanatın yine elinde kalır. Üstelik hor ve hakir de görülmezsin!"(İbni Hişâm, Sîre, 4:227; Taberî, 3:149.)

       Adiyy, kız kardeşinin tavsiyesini uygun buldu. Derhal Medine’ye gelerek Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna çıktı. Babası gibi meşhur olan bu zâtı, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem evinde ağırlayıp, misafir etmek istiyordu.

           Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Adiyle beraber Mescid’den çıkıp evine doğru beraber yürüdü. Bu sırada önlerine bir kadın çıktı. Kadın, ihtiyacı için uzun uzadıya konuştu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sabırsızlık göstermeden ve rahatsızlık duymadan onu dinliyordu.

         Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ihtiyar kadına karşı bu güzel muâmelesi ve nezâketini müşâhede eden Adiyy, içinden mırıldandı: "Vallahi, o bir hükümdar değildir!" Kala kala ikinci ihtimal kalmıştı: "Öyle ise peygamberdir." ihtimâli.

         Beraberce eve vardılar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Adiyy’i deriden bir şiltenin üzerine oturtmak istedi. Ancak o, buna razı olmadı. Oraya oturmağa kendisinin lâyık olduğunu söyledi. Fakat, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem oturmadı ve yine onun oturması için ısrar etti.

 

         Bu ısrar üzerine Adiyy deriden şiltenin üzerine geçip oturdu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise, bu değerli misafirin karşısında çıplak yerde oturdu.

         Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem tevazuunu ve misafire karşı gösterdiği alâka ve nezaketini ortaya koyan bu davranışı Adiyy’in gönlünü biraz daha yumuşattı ve îmâna bir nebze daha yaklaştırdı.

        Bundan sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den onu Müslüman olmaya davet etti. Bu dâvetini üç defa tekrarladı. Ne var ki Adiyy, bu dâvete o anda müsbet cevap vermekten kaçındı: "Ben Hristiyanım!" dedi. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle konuştu:

          "Ey Adiyy! Belki de, ’Onun dinine insanların zâif, fakir ve güçsüzleri giriyor.’ diye söylenmiş olmasından dolayı İslâma girmekten geri duruyorsun. Vallahi, öyle bir gün gelecek ki, o Müslümanlar, bol servete kavuşacaklar, hattâ mala talib olacak kimse bile bulamayacaklardır."

           "Yine Müslümanlar az, düşmanları çok diye düşünmüş olabilir ve bunun için de Müslüman olmaktan çekiniyor olabilirsin! Sen Hîre’yi bilir misin? İşte bu din, öylesine bir emniyet, bir asayiş temin edecek ki, bir kadın tek başına Allah korkusundan başka hiçbir korku duymayarak, Hire’den kalkıp Kâbe’yi tavaf etmeye gidecektir!"(İsâbe, 2:468; Üsdü’l-Gabe, 3:393.)

             Bu konuşma, Adiyy’in kalbini İslâma açtı ve orada Müslüman olmakla şereflendi.Ne anladık bu güzel anıdan? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem edebiyle, ahlakıyla, davranış güzelliğiyle, merhametli yaklaşımıyla, kuşatıcı sözleriyle, ikna edici diliyle, mutavazi tavrıyla bir bireyin İslam’la tanışmasına vesile oldu.

         Müslüman profilini en güzel anlamda gösteren, yaşayan, sevdiren işte profildir.Müslüman, elinden, dilinden emin olunan insandır. Müslüman, yaşadığı ülkesinde insanları tehdit etmeyen, adaleti, merhameti, nezaketi, saygıyı ve örnek ahlakı ortaya koyan bireydir. Şiddet, katılık, kabalık, nefret söylemleri hem İslam’a hem Müslüman bireyin davetine büyük zarar vermektedir.

            Bizim rasullerden aldığımız mirasımız hem kutsal hem bağlıyıcıdır. Müslümanlar, yaşadıkları gayri müslim ülkelerde olsunlar öz vatanlarında olsunlar, kimseyi incitme, kırma, canlarına kıyma ve tehdit hakkına sahip değildir. Bu radikalizm şeytanın saptırmak için kullandığı bir yöntemdir.

 

        Lütfen imanı, salih ameli, güzel ahlakı, yumuşak başlı daveti seçelim. Radikal fikirlere ve çevremizi tehdit eden söz ve eyleme müracaat etmeyelim. İşte nebimiz, Adiyy İbn Hatim et-Tai radiyallahu anhu’ya Hristiyan olmasına rağmen, ikram etti, evini açtı, tatlı konuştu, ikna yoluna yöneldi, hakikatı anlattı ve kalbini fethetti.

         Müslümanlar, Medine’ye dönerken yolda Benî Hanife Kabilesinden Sümâme bin Üsal’i yakaladılar. Sümâme Mekke’ye umre yapmaya gidiyordu.

Esir alınan Sümâme bin Üsâl, Yemâme halkının ileri gelenlerindendi. Bir ara, Rasulullah sallallallahu aleyhi ve sellem’in vücudunu ortadan kaldırma teşebbüsüne geçmiş ise de amcası onu bu cinayeti işlemekten alıkoymuştu.

         Sümâme’yi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna getiren müslümanlar onu tanımıyorlardı. Rasulullah mescide namaz kılmak için geldiğinde birden bire Sumame’yi elleri ve ayakları mescidde bağlı gördü. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onlara şöyle buyurdu:"Kimi yakalamış olduğunuzu biliyor musunuz? Yakaladığınız bu adam, Benî Hanife Kabilesinin Efendisi Sümâme bin Üsal’dir. Ona iyi davranınız."

        Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Sahabîlere yemek getirmelerini, ikramda bulunmalarını emretti. Mescid’e gidip Sümâme’nin yanına vardı.

         "Ey Sümâme, gönlünde ne var? İçinden ne geçiriyorsun?" diye sordu. Sümâme mahcup bir edâ içinde şu cevabı verdi: "Yâ Muhammed! Gönlümde hayır var! Şayet, beni öldürecek olursan, eli kanlı bir katilin hayatına son vermiş olursun. Eğer, bana iyilik eder, beni affedersen, iyiliğe karşı teşekkür eden, iyilik bilen bir kimseye iyilikte bulunmuş olursun. Eğer, hürriyetime kavuşmam için benden mal istersen, dilediğin kadar iste al."

        Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, başka bir şey demeden yanından ayrıldı. Daha sonra iki gün üstüste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Sümâme’ye aynı suali sordu. Sümâme aynı cevabı verince Ashabına, "Sümâme’yi serbest bırakınız." diye emrederek onu kurtuluş fidyesi almaksızın serbest bıraktı.

          Hiç beklemediği bu üstün davranış karşısında Sümâme’nin gönül âlemi birden nurlandı. Hemen orada kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu. Gusledip tekrardan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına geldi. Son şöyle dedi:

         “Ya Rasulullah yeryüzünde en nefret ettiğim yüz senin yüzünde fakat şimdi yeryüzünde en sevimli yüz senin yüzün oldu, Ya Rasulullah yeryüzünde senin dinin en nefret ettiğim dindi, şimdiyse senin dinin en sevimli din oldu, Ya Rasulullah yeryüzünde senin belden en nefret ettiğim beldeydi şimdiyse en sevimli belde oldu dedi.” (İbni Hişam, Sîre, 4:287-288; Müslim, 3:1386.)

          Müslüman olan Sümâme, Peygamberimiz (s.a.v.)’in müsâadesiyle niyetlenmiş olduğu umresini yapmak üzere Mekke’ye gitti. "Telbiye" getirerek şehre girince, Kureyş müşrikleri Müslüman olduğunu anladılar. Yakalayıp boynunu vurmak istediler. O sırada içlerinden birisi, "Bırakınız onu! Siz, yiyecek maddesi bakımından Yemâme’ye her zaman muhtaçsınız." deyince onu serbest bıraktılar.

          Buna rağmen Sümâme onlara meydan okudu. "Vallahi," dedi, "Resûlullah müsâade etmezse size Yemame’den bir buğday tanesi bile gelmeyecektir." Gerçekten de, umresini yapıp Yemâme’ye dönen Sümâme, Yemâme halkını Kureyşlilere herhangi bir şey yükleyip göndermekten men etti.(İbni Hişam, Sîre, 4:288; İbni Sa’d, Tabakât, 5:550.)

 

         Yemâme halkı, Sümâme’nin emri üzerine Mekke’ye yiyecek bir şey göndermeyince,Kureyş müşrikleri son derece zor bir duruma girdiler. Kıtlık yüzünden olmadık şeyler yemeye başladılar. Sonunda, Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme bir mektup yazmak zorunda kaldılar:

          "Sen, hem akraba haklarını gözetmeyi emretmektesin hem de bizimle akrabalık bağlarını koparıp babaları kılıçtan geçirmekte, çocukları da açlıktan öldürmektesin. Sümâme, bizim yiyeceklerimizi kesti. Son derece daraldık. Ne olur Sümâme’ye bu hususta bir mektup gönderiver."(İstiâb, 1:215.)

          Şefkat timsali Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onların yaptıkları bütün düşmanlık ve kötülükleri bir tarafa bırakarak,Yemâme’den Mekkelilere yiyecek satışına mani olmaması için Sümâme bin Üsal’e bir yazı gönderdi. Sümâme, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu emri üzerine Mekkelilere zahire satışını serbest bıraktı.(İbni Hişam, Sîre 4:288; İstiâb, 1:215.)

          Düşmanına merhametli, kendisine kılıç çekeni affedici, öldürmeye geleni bağışlayan, müminlere şefkatli, çevresine hakkı öğreten bir Resulün ümmetiyiz. Bu Resulü örnek alıp yeryüzüne tevhidin, adaletin, hayrın, izzetin yolunu göstermeliyiz.

 

             Enes İbn Malik rivayet eder, Medine’nin küçük kızları Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in elini tutar, diledikleri yere giderlerdi. (Buhari) Kuşu ölen Umeyr’e şaka yapar, onu teselli eder, ne yaptı sana Nugeyr diyerek hüznünü gidermeye çalışırdı. (Buhari-Muslim)

          Beni sabırla dinlediğiniz için Allah sizden razı olsun, Rabbim hepimizi cennetinde buluştursun, sevdiklerinizle cennete ulaştırsın, dinde razı olduğu sözü ve ameli sevdirsin, Şüphesiz ki Allah duayı işitir ve ona icabet eder.  


Zafere giden yol (İstanbul Konferansı)
İzlenme : 484

Allah’a Davet ederken izlenmesi gereken metod-Ubeydullah Arslan (İzmir/Çeşme)
İzlenme : 1283

Ne zaman Tövbe edeceksin?-Antalya Semineri
İzlenme : 1008

Sana vahyedilene sımsıkı sarıl-Cihanbeyli-Konya semineri
İzlenme : 972

Nebinin Hayatından İbretler-Ubeydullah Arslan (Konya Semineri)
İzlenme : 1256

Allah’tan başkasına dua etmenin şirk olduğuna dair 15 madde-İstanbul Semineri (26 Nisan 2014)
İzlenme : 1605

Kuran ve Sünnet Bağlamında Allah’ın dostları kavramı-İstanbul Semineri
İzlenme : 1181

Korkunç Günah Şirk-Diyarbakır Semineri
İzlenme : 1355

Nasıl Mutlu olabilirim?-Ubeydullah Arslan Osmaniye Semineri 9 Mart 2014
İzlenme : 1691

Sen ancak bir öğüt vericisin (Osmaniye Semineri)
İzlenme : 1686

Seni Rabbinden alıkoyan nedir-İstanbul Semineri(Öncü Nesil Der)
İzlenme : 1685

Tazimullah/Allah’ı büyüklemek-Urfa Semineri
İzlenme : 1402

Dinde İstikâmet-Ubeydullah Arslan(İstanbul Semineri Ülfer-Der)
İzlenme : 1718

Cennetin Bedeli İzmir Darul Hadis Derneği semineri
İzlenme : 1730

Fatiha Suresinden Hidayet Pırıltıları-İzmir Sohbeti
İzlenme : 1524

Kalbin İlacı- Adana 21 Eylül 2013 Semineri
İzlenme : 1681

2013 Macedonya Gostivar Semineri
İzlenme : 1455

Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi-Yozgat/Çekerek
İzlenme : 1839

Evlerimizi daha güzel nasıl düzeltebiliriz-Ubeydullah Arslan-Nevşehir Semineri
İzlenme : 1578

Nasıl Daha Güzel Müslüman olabilirim-Ubeydullah Arslan-Kayseri semineri 6 Temmuz 2013
İzlenme : 2287

İyiliği emretmek ve Kötülükten sakındırmak Fıkhı-Ubeydullah Arslan Maraş (28 Haziran 2013)
İzlenme : 1640

Fitneden Kurtuluş-Ubeydullah Arslan İzmir Karaburun Semineri 2013
İzlenme : 1768

Allah tarafından sevilmemizi sağlayan 10 İLKE-Ubeydullah Arslan-İzmir/Karaburun 2013
İzlenme : 1809

Sırat-ı Mustakim Allah’ın dosdoğru Yolu-Ubeydullah Arslan İzmir/Karaburun
İzlenme : 1262

Meşru ve Memnu Tevessül-Maraş Semineri (3 Mayıs 2013)Ubeydullah Arslan
İzlenme : 1511

Hüküm ancak Allah’ındır-Adana/Ehl-i Hadis-Der Semineri(23 Mart 2013)
İzlenme : 1737

Ebu Zer-radiyallahu anhu-Maraş Semineri
İzlenme : 1758

Ehl-i Sünnetin Özellikleri-(İzmir)
İzlenme : 1408

Seni acıklı azabtan kurtaracak ticareti göstereyim mi?-(İzmir)
İzlenme : 1590

Gaflet ne zamana kadar Bacım-(İzmir)
İzlenme : 1397

Eşimi Nasıl mutlu edebilirim?(İzmir)
İzlenme : 1769

İslam dininden çıkartan ON MADDE(İzmir)
İzlenme : 1514

Kalbin Nerede-Malatya Semineri
İzlenme : 1496

Niçin Namaz kılıyorum?-Adana Semineri
İzlenme : 1753

Tevhid Nimeti-Gostivar Semineri
İzlenme : 2099

Allah katında din İslam’dır-Gostivar Semineri
İzlenme : 1633

Sünnet ve Bidat arasında İbadete doğru bakış-Nevşehir
İzlenme : 1449
Eklenme : 24/07/2016 20:36 İzlenme : 469
Oylama :     Uyarı : Oy verebilmek için üye girişi yapmanız gerekir
Link :
Yorum : Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız...
Giriş için tıklayınız...




Paylaş Delicious Stumble


Yunus:109 (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

 

 

 

 

 

Davet